10 Nisan 2020 Cuma



YARI İLETKEN TEKNOLOJİSİ


(Dijital Bilgi Toplumu Projesi)



Derleyen
Av. Yakup PEKEL

ÖNSÖZ:

Ülkemizde yarı iletken teknolojisinin, "dijital bilgi toplumu" olma yönündeki stratejik hedefte temel, vazgeçilemez bir teknoloji olduğunu tartışmasız kabul etmek gerekir. Güneş enerjisinden elektrik elde etmede ve dijital aygıtlarda kullanılan yarı iletkenlerin, ithalat yoluyla değil, bizzat ülkemizde üretilerek kullanılması hayati derecede ulusal bir gereksinimdir. Diğer bazı ülkeler yarı iletken teknolojisine daha önce geçmiş ve bu malzemeyi çok ucuza elde etmeyi başarmış olsalar bile.
Elinizdeki bu çalışmadan da anlaşılacağı gibi, yarı iletken malzemenin üretilmesi zor ve karmaşık olduğu kadar yeni teknolojiler de gerektirmektedir. Ancak Türkiye’nin geldiği teknolojik seviye ve yetişmiş insan gücü bunu başarabilecek düzeydedir.
Yine anlaşılacağı üzere yarı iletken malzemenin ihtiyaç duyduğu temel girdi “silisyum”dur. Silisyumun yanında “germanyum” elementi de kullanılmaktaysa da germanyum’un doğada çok az bulunuşu ve elde edilmesinin zorluğu karşısında silisyumdan daha verimli olmasına rağmen silisyum elementi yarı iletken malzemenin temel girdisi özelliğini korumaktadır.
Silisyum tabiatta oksit halinde bulunmaktadır. Oksit halindeki silisyuma KUVARS denilmektedir. Ülkemiz kuvars madeni yönünden oldukça zengin yataklara sahiptir. aşağıda bu yataklarla ilgili derlediğim bilgileri verdim.
Maden/cevher zenginleştirme mühendisliğinden beklenen, kuvarsı, yarı iletken teknolojisinde kullanılabilecek %99.98 saflıkta silisyum elementinin elde edilmesini sağlayacak üretim modelini ortaya koymasıdır.
Öncelikler silisyumun üretimi, daha sonra metalurji, kimya, fizik, bilgisayar ve bunun gibi diğer mühendislik dallarının işbirliği ile bu hayati malzeme elde edilebilecektir.
Hedef, ilk önce saf silisyum elde etmektir. İkinci aşama daha az kalitede yarı iletken kullanabilen güneş enerjisi elde etmede kullanılan yarı iletkenleri üretmek, en sonunda da dijital aygıtlarda kullanılan yarı iletkenleri elde etmektir.
Şimdiden bu işe gönül verecek araştırmacılara ve sanayicilere başarılar diliyorum.
Bir avukat olarak tamamen teknik bilgi gerektiren bu konuya ülkemizin çıkarları açısından bakarak ilgilileri bilgilendirmek ve cesaretlendirmek istedim.
Eğer bir gün bu süreç içinde ben de varım diyen insanlar çıkarsa ve bana da işin organizasyonunda bir görev düşerse bu görevi seve seve yapmaya hazır ve her türlü işbirliğine açık olduğumu  buradan açıklıyorum.
Saygılarımla.

1 Eylül 2017
Av. Yakup PEKEL



TÜRKİYE’DE ELEKTRONİK BİLEŞENLER SANAYİNİN ADI YOK!
Elektrik mühendisliği, 437. sayı, Aralık 2009, EMO Yayınları (http://www.emo.org.tr/ekler/a804e2b4b7c03e8_ek.pdf?dergi=4)
Mustafa Dayanıklı,
 Elektronik Mühendisliği Meslek Dalı Ana Komisyonu Başkan Yardımcısı

Yıllardır Türkiye’de bileşenler sanayi kurulmalı mı, kurulmamalı mı diye tartışıladurdu. “Matbaa kurulmalı mı, kurulmamalı mı” tartışmasından farksız olan bu konuda 3 temel görüşün mücadele ettiğini söyleyebiliriz.
Birinci görüş; kar/zarar durumuna bakmaksızın devlet kontrol ve güdümünde elektronik bileşenler sanayi derhal kurulmalıdır.
İkinci görüş; belli stratejik komponentler üretilebilir, ama diğerlerinin üretimine gerek yok, nasıl olsa birçok kanaldan istediğin miktarda ve ucuz alabiliyorsun.
Üçüncü görüş ise elektronik bileşenler sanayinin kurulmasına hiç gerek yok, böyle tesisler Türkiye’de zarar eder düşüncesine sahip liberallerden geliyor. Ne yazık ki, gelinen noktada yaklaşık 30 yıldır tartışılan bu konuda liberal görüş hakim olmuştur ülkemizde... Ne yazık ki diyoruz, çünkü elektronik sanayimiz gelinen noktada, kendini destekleyecek bir elektronik bileşenler sanayine sahip olmaması nedeniyle atılım yapamamaktadır. Hatta gelişen teknoloji ile yeni komponentler tasarlayan ülkelerce diğer ülkelere satılmamakta ya da çok çok pahalı bir bedelle ve onların izin verdiği miktarlarda ve tedarik süresinde satın alınabilmektedir.
 Elektronik Bileşenler Nelerdir? Elektronik bileşenler deyince aklımıza neler geliyor? Temelde elektronik bileşenlerin “pasif” ve “aktif” bileşenler olarak ikiye ayrıldığını söyleyebiliriz. Bunların yanı sıra mikro elektromekanik sistemler (MEMS), yazılım yüklü ya da yüklenebilen tümleşik devreler, optik, sargılı bileşenler (bobin, trafolar vb.), algılayıcılar, (sensörler), akustik elemanlar, resim tüpleri, elektrik rezistansları, bağlantı parçaları, mekanik plastik ve metal parçalar şeklinde sayabiliriz.
Pasif elektronik bileşenleri; dirençler, kapasitörler (kondansatörler), bobinler, kristaller şeklinde sayabiliriz.
Aktif elektronik bileşenleri ise daha çok yapısında silikon temelli yarı iletkenler bulunan tranzistörler, diyotlar, entegre (IC) devreler, mikro işlemcileri olarak sayabiliriz.
Dünyada Elektronik Bileşenler Sanayi Elektronik bileşenler sektöründe Dünya’daki durumu özetleyecek olursak; - Uzakdoğu ülkeleri (Çin, Malezya, Güney Kore, Japonya, Tayvan vb.) elektronik bileşenler üretiminde söz sahibidirler.
Stratejik bileşenlerin tasarım ve buluşları çoğunlukla ABD, Japonya ve Güney Kore’den çıkmakta, Çin ve Rusya’nın da tümleşik devre üretiminde atılım içinde olduğu gözlenmektedir.
Dünya yarıiletken üretiminin önemli bir bölümü silisyum temelli CMOS teknolojisiyle yapılmaktadır. Burada teknolojinin gelişmişliğini belirten esas unsur şekillendirme kabiliyetidir. 1990’larda mikron altı geometrilere inilmiş ve sırasıyla 0.5, 0.35 ve 0.25 µm teknolojileri devreye sokulmuş, 2000’li yılların başında 0.18 ve 0.13 teknolojilerine geçilmiş ve daha sonra “deep submicron” teknolojileri 90, 65, 45 30 nm (1 µm =1000nm) geometrilerinde gerçeklenmiş ve günümüzde endüstriyel üretimde 22 nm boyutlarına inilmiştir.
1965 yılında Intel’in kurucularından Gordon Moore’un, her iki senede birim alanında gerçekleştirilebilecek transistor sayısının ikiye katlanacağı kehaneti, takip eden 44 yılda doğruluğunu kanıtlamıştır. Bu şekilde tanımlanan bir teknolojik gelişmenin önemi vurgulanıp ve insanlık tarihinde bir örneği olmadığına dikkat çekmek gerekir.
LCD’ler başta olmak üzere “yassı ekranların”, TV, bilgisayar vb. elektronik cihazlarda kullanımında yüzde 90 oranına ulaşılmış durumda. Bu konuda OLED teknolojilerinin geliştirilmesi çalışmaları yoğun olarak devam ediyor.
Dünya’da gelişmiş tüm ülkeler ile en büyük ekonomiye sahip 10 ülke ve AB incelendiğinde elektronik bileşenler sanayi konusunda ülkelerin her türlü devletçi, korumacı ve destek politikaları yürüttüklerini söyleyebiliriz. Gelişmiş ve liberal ülkeler dahi bu konuda devletçi olabilmektedir. Neden? Bir teknolojiyi üretmek ülkeye güç verir. Onu ilk siz yaptığınızda en azından “Ben de varım” diyebilirsiniz. Bağımlılıktan kurtulursunuz. Evet, Dünya’da küreselleşme dayatılıyor. “İstediğim malı istediğim miktarda alırım” havası yaratıldı, son yıllarda. Ancak 2008 yılı sonlarında başlayan küresel kapitalist sistem krizi ile küreselleşmenin ve liberal politikaların çok iyi cilalanıp gelişmekte olan ülkelere sunulduğu, fakat bunun yapay olduğu görülmüştür. Şimdi her zaman 3-4 haftada satın aldığınız bir stratejik entegre devreyi (IC), “Size 20 hatta 50 haftada teslim edebiliriz” demektedir. Bunun anlamı nedir? “Sen elektronik cihaz üretme, ben üreteceğim” demekten başkası değildir. ABD kaynaklı bir mikro işlemci kullanıyorsanız siz ABD’deki, hatta ABD devlet kurumlarında kayıtlı oluyorsunuz, hangi elektronik bileşeni nerede ve ne kadar kullanıyorsunuz, biliniyor! Evet, liberal görüşlü, “Türkiye’de elektronik bileşen üretimi zarar eder” diyenler bu durumları nasıl değerlendirecekler acaba?
Ülkemizde Elektronik Bileşenler Sanayi “Ülkemizde elektronik bileşenler sektörü ne durumda?” diye sorguladığımızda özet olarak şunları saptamak olanaklı: Sargılı komponentler ile mekanik, plastik ve elektromekanik bileşenler ile baskılı devrelerin büyük kısmı ulusal yan sanayi tarafından üretilebilmektedir. Ayrıca İstanbul Teknik Üniversitesi’nde (İTÜ) yarı iletken tasarımı yapılmakta elektronik topoğrafyalar hazırlanarak laboratuvar amaçlı üretim yapılabilmekte. Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK), Ulusal Elektronik ve Kriptoloji Araştırma Enstitüsü (UEKAE)-Yarıiletken Teknolojileri Araştırma Laboratuvarı’nda (YİTAL) da askeri amaçlı stratejik silikon temelli elektronik tümleşik devreler üretilebilmektedir.
Bunun yanı sıra teknoloji geliştirme bölgelerinde yer alan birkaç firma mikro elektronik bileşenler tasarım konusu üzerinde Ar-Ge çalışmaları yapmaktadır.
Orta hacimde modern bir üretim ortamının kuruluş maliyeti 3-5 milyar dolar civarındadır ve işletme maliyetleri çok yüksektir. İç pazarımızın bu tip bir yatırımı ne oranda besleyebileceği araştırılmalıdır. Uluslararası piyasada yer edinmek ise ancak uzun vadede olasıdır. Fakat yüksek teknolojide küçük çaplı üretim yapabilecek bir pilot tesis, hem stratejik hem de endüstriyel açıdan karlı olabilirdi. Bunun araştırmasının bile yapılmamış olması büyük eksikliktir. Herkesin erişiminde olan standart tüm devreleri kullanarak, farklı ve yenilikçi ürünler çıkarabilmek çok daha zordur. Bu durumda ancak bu tasarımları yapan ya da yaptıran büyük kuruluşların izleyicisi olunabilir. Türkiye tümdevre üretemediği gibi ürettirmiyor da! Endüstrimiz, “uygulamaya özel” tümdevre yaklaşımının getireceği avantajlardan habersizdir. Bunun en önemli nedeniyse tümdevre topolojilerinin gerektirdiği mühendislik bilgisinin ve kültürünün yerleşmemiş olmasıdır.
Günümüzde standart tümdevreleri PCB üzerinde iletken bakır yollarla birbirine bağlayarak teknolojik gelişiminin sağlanmasını beklemek hayalden öteye gidemez. Bu durum ülkemizdeki tüketici elektroniği alanında çok açıkça görülmektedir. Ülkemizin güçlü olduğunu sandığımız tüketici elektroniği sektöründe belli bir kalemde ihracat gelirinin dörtte üçü bileşen maliyeti olarak yurtdışına ödenmekte, geri kalan bölümden üretim maliyetleri düşülmekte ve sonunda sınırlı bir karla yetinilmektedir. Özellikle stratejik elektronik bileşenler tasarlanması konusunda ülkemiz, ihtiyaç duyulabilecek insan kaynağına sahiptir. Ayrıca yurtdışında önemli sayıda Türk mühendis ve akademisyen tümleşik devre/yonga tasarımı konusundaki şirketlerde ve üniversitelerde çalışmaktadır. Ülkemizde elektronik bileşenler üretilmesi konusunda kamu kuruluşu olarak oluşturulan Testaş, Erzurum, Aydın ve Ankara tesislerinde hem elektronik bileşenler hem de elektronik cihazlar üretmek üzere planlanmıştı.
Testaş’ın ülkemizin komponent üretiminde öncü kuruluşu iken, özelleştirme sonucu zarar ettirilip kapanması ile başka bir plana kurban edildiğini söyleyebiliriz. Egemen güçlerin Türkiye’de elektronik bileşenler sanayinin kurulmasını arzu etmediklerinin en güzel delili Testaş- Aydın Elektronik Bileşenler tesislerinin yok edilmesidir.
2004 yılında sonuçlanan TÜBİTAK Vizyon 2023 projesi kapsamında oluşturulan, Bilgi İletişim Teknolojileri Paneli sonuç raporunda, ülkemizin elektronik bileşenler konusunda teknoloji öngörüsü şu şekilde belirtilmiştir: “Ağırlıklı olarak sayısal tümdevre ve MEMS tasarım ve üretim alanlarına odaklanmış olan faaliyet alanı, rekabetçi firmaların olmadığı
(‘yok’), Ar-Ge altyapısı ve yenilikçilik yaklaşımlarının ‘zayıf’, araştırmacı potansiyeli ve temel bilimlerde yetkinliğin ‘yeterli’ olduğu gözlenmektedir...
Bu alanda nitelikli katma değer yaratmamızı sağlayacak bileşenlerin (komponent) hangileri olacağı üzerine yapılacak derinliğine (dikey) bir çalışma, ülkemizi bu alanda ‘tanımlananı yerine getiren’ konumundan çıkarıp, ‘belirleyici’ konuma taşıyarak, küresel pazarda ilk akla gelen birkaç ülke arasında yer almamızı sağlayacaktır...”
Bu saptamaların yapıldığı Vizyon 2023 projesi maalesef hayata geçirilmemiştir. Türk Elektronik Sanayicileri Derneği’nin (TESİD) “Elektronik Sanayi Almanağı-2009” yayını Bileşenler Alt Sektörü incelemesinde ise “Dünyada ancak birkaç ülkenin tutunabildiği ve teknolojinin sürekli değiştiği tümleşik devre tasarımı ve üretimi konusunda başarı sağlamak için, büyük teknoloji ve mali birikim gerekmektedir. Bu ürünlerin dışalımı toplam bileşenlerin yarısını oluşturmaktadır. Bununla birlikte özellikle savunma sistemlerinde kullanılan algılayıcılar veya bu amaçla üretilen ve kritik teknolojiler gurubuna giren mikroelektronik elemanların ülkemizde üretilmesinin rasyonel olacağı ve bu alanda bir açılım yakalamanın mümkün olduğu düşünülmektedir” saptaması da değerlendirmeye alınacak niteliktedir.
Sonuç: Türkiye’de tüm tartışmalar bir tarafa bırakılarak, devlet destek ve güdümünde karma yapıda (özel+kamu) elektronik bileşenler sanayi derhal kurulmalıdır. Bu konuda bir an bile tereddüde gerek yoktur. Eğer ülkemiz bilgi teknolojilerini sadece kullanan olmayacaksa ve sanayi toplumundan bilgi toplumuna geçecekse elektronik sanayi ve onun dinamik destekleyicisi elektronik bileşenler sanayi Türkiye’ye özgü bir model oluşturularak ele alınmalıdır. Bu konuda EMO’nun “Türkiye’de elektronik bileşenler sanayinin kurulması” konulu bir kongre düzenlemesine ve konunun bir dava konusu haline getirilerek, sürekli izlenmesine ihtiyaç çok büyüktür.
Türkiye’de “elektronik bileşenler sanayi” adı var olmalıdır.
Yararlanılan Kaynaklar:
1. Türkiye’de Elektronik Devre Elemanları Sanayi Soruşturma Sonuç Raporu-1991 Sanayi Kongresi
2. 8.Beş Yıllık Kalkınma Planı Elektronik İhtisas Komisyonu Raporu 2001
3. TÜBİTAK Vizyon 2023 Teknoloji Öngörüsü Projesi Bilgi İletişim Teknolojileri Paneli Sonuç Raporu-2004
4. Dr. Fikret Yücel’in Anıları
5. TESİD Elektronik Sanayi Almanağı- 2009
6. Barbaros Şekerkıran, Mikroelektronik Araştırma Geliştirme Ltd.Şti-2009



TÜRKİYE'DE  “YARI İLETKEN”  TEKNOLOJİSİ

Dedektör, lazer, gaz analiz sensörleri, termal kameralar, gece görüş sistemleri gibi hassas cihazların yapımında ihtiyaç duyulan yarı iletken malzemeler, Gazi Üniversitesi (GÜ) bünyesindeki "Yarı İletken Teknolojisi İleri Araştırma Laboratuvarında üretiliyor.
Üniversitede 3 yıl önce faaliyete geçen laboratuvar, özellikle nanoteknolojide kullanılan malzemelerin üretilmesi konusunda Türkiye’yi benzer laboratuvar örneklerinde ön sıraya taşıdı.
Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) desteğiyle kurulan laboratuvar, dedektör, lazer, gaz analiz sensörleri, termal kameralar, gece görüş sistemleri gibi cihazların yapımında kullanılan yarı iletken malzemelerin üretilmesi konusunda Türkiye’nin kendine yeten bir ülke olması için başladığı 3 yıllık çalışma sonucunda hedeflediği noktaya ulaştı. Böylece Türkiye, bilim ve teknolojideki strateji hedefleri arasında yer alan yarı iletken nano yapıların geliştirilme hedeflerini beklentilerden daha önce yakaladı.
Laboratuvardaki teknik donanımın dünyadaki benzerlerinden hiçbir farkının olmaması, bu alanda çalışan beyinlerin yurt dışına göçünü engellerken, ilgili alanda lisans üstü eğitim için de yurt dışına öğrenci gönderme ihtiyacını önemli ölçüde azalttı.
Ortak projeler
GÜ Fen Edebiyat Fakültesi Fizik Bölümü Başkanı Prof. Dr. Süleyman Özçelik, Türkiye’nin bilim ve teknolojideki önceliklerinde yarı iletken teknolojisi ile nanoteknolojinin ilk sıralarda yer aldığını söyledi.
Özçelik, laboratuvarın 2001 yılında sivil ve askeri amaçlar için geliştirilecek elektro-optik cihazların temel malzemesi olan yarı iletken malzemelerin epitaksiyel olarak üretilmesi ve bu alanda yetenekli araştırmacıların yetiştirilmesi amacıyla DPT desteğiyle kurulduğunu belirtti.
Laboratuvarlarında yıllar boyu oluşan birikimlerle çeşitli algılama sistemlerinin geliştirildiğini kaydeden Özçelik, savunma sanayiinin ihtiyaçlarına yönelik Bilkent Üniversitesi Nanoteknoloji Araştırma Merkezi, ODTÜ ve ASELSAN birlikteliği ile yürütülen projelerde de yer aldıklarını kaydetti.
Cep telefonlarından trafik lambalarına
Yarı iletken malzemelerin savunma sistemlerinden, cep telefonuna, uydu sistemlerinden, bilgisayar teknolojisine kadar pek çok uygulama alanı olduğuna dikkati çeken Özçelik, "Yarı iletken teknolojisi bugün olduğu gibi geleceğin de en önemli teknolojilerinden biri. Otomobillerin panel aydınlatmaları, cep telefonlarındaki aydınlatma, trafik ışıkları gibi aydınlatma ve işaretleme artık yarı iletken diyotlarla sağlanıyor" diye konuştu.
Yarı iletken algılama sistemlerinin yangınlarda gaz analizinde, sağlıkta hızlı ve doğru sıcaklık ölçümlerinde, vücut sıvısı analizlerinde ve çeşitli hastalıkların teşhisinde kullanıldığını belirten Özçelik, "Teknoloji, askeri alanda da hedef belirleme ve gece görüş sistemleri gibi pek çok yerde uygulama alanı bulmaktadır" dedi.
Yarı iletken dedektör teknolojisinden sivil alanların yanı sıra savunma, havacılık ve uzay teknolojisinin ve bağımsız savunma sistemlerinin gelişmesine katkısının büyük olduğunu anlatan Özçelik, Türkiye’de bu alanda yapılan sınırlı sayıdaki araştırma ve üretim faaliyetlerinin artırılmasının yapılacak ve desteklenecek Ar-Ge çalışmalarına bağlı olduğunu söyledi.
Hedef: Milli Teknoloji
Yarı iletken ileri araştırma laboratuvarlarında son teknoloji ile üretilen malzemelerin son üç yıldır yapılan çalışmalar neticesinde dedektör, lazer algılama ve görüntüleme sistemlerinde kullanılır hale geldiğini ifade eden Özçelik, "Laboratuvar, hem yarı iletken malzemeyi yüksek kalitede üretebilecek hem de onun her türlü analizini yapabilecek alt yapıya sahip. Bu yönüyle Türkiye’nin en bütünleşik laboratuvarlarından biri.Türkiye, yarı iletken malzemeler teknolojisinde kendine yeten bir ülke olma yolunda hızla ilerliyor" diye konuştu.
Hazırladıkları yeni bir proje hakkında da bilgiler veren Özçelik, şunları kaydetti: "Hedefimiz yarı iletken lazer ve dedektör cihaz prototiplerinin geliştirilmesi. Bu tür projelerle ilgili alanda milli teknolojimizin geliştirilmesine katkı sağlanmakta, dışa bağımlılığımızı azaltabilecek adımlar atılmakta ve bu alanda özgüven kazanılmasına katkı sağlanabilmektedir."
Laboratuvar bütün araştırmacılara açık
İleri teknolojilerin sermayeden çok nitelikli insan gücü gerektirdiğine dikkati çeken Özçelik, yarı iletken teknolojisinde 15 öğretim üyesinin rehberliğinde çok sayıda yüksek lisans ve doktora öğrencisini yetiştirdiklerini anlattı. Özçelik, şunları kaydetti: "Araştırmacı ve akademisyen yetiştirmenin yanı sıra sektörlerin Ar-Ge birimlerinin de ihtiyaçlarını karşılamayı amaçlamaktayız.
Bu ve benzeri merkezler sayesinde yarı iletken teknolojileri alanında lisansüstü öğrenci yetiştirmek amacıyla yurt dışına öğrenci gönderme ihtiyacı da azalacaktır.
Yarı iletken teknolojisi alanında kendisini yetiştirmek isteyen üniversite mezunlarının genç fizikçi ve elektronik mühendislerinin yüksek lisans ve doktoralarını birimimizde yapmaları mümkündür.
Laboratuvar, yurt dışında bu alanda çalışan ancak yeterli alt yapı olmadığından Türkiye’ye dönemeyen bilim insanlarının da çalışabileceği bir kapı olmuştur. Bu rolü ile bu teknolojik merkez, beyin göçünü tersine çevirme yönünde katkı sağlamaktadır."
Alt yapısı yeterli olmayan üniversitelerin bilim insanlarının da laboratuvarlarından yararlandığını kaydeden Özçelik, bütün araştırmacıları laboratuvardan yararlanmaya davet etti.



YARI  İLETKENLERİN  ANA ELEMENTİ 

“SİLİSYUM”

Kristal solar hücrelerde en önemli materyal silisyumdur. Silisyum oksijenden sonra doğada en çok bulunan ikinci elementtir. Fakat doğada saf halde bulunmaz, oksijenle bileşik şekilde kuvars ya da kum formunda bulunur.

Güneş enerjisi solar hücre üretimi için ilk olarak istenmeyen element olan kumun silisyumdan ayrıştırılması gerekir. Bunun için, kuvars, kum karbon tozu, kok kömürü ve aktif kömür ile birlikte elektrik ark ocağında 1800 - 1900 dereceye kadar ısıtılır. Bu işlem sonucunda karbon monoksit ve %98 saflıkta metalürjik silisyum olarak bilinen madde açığa çıkar. Fakat %2 kirlilik oranı bile elektronik uygulamaları için oldukça yüksektir. Güneş enerjisi solar PV uygulamalarında kullanılacak silisyumun kirlilik oranı milyarda bir mertebelerinde olmalıdır. Bu oran elektronik uygulamalarında 10 kat daha azdır.

Bu yüzden hammadde halindeki silisyum kimyasal işlemlerle saflaştırılır. Silisyumun gaz formundaki hidrojen kloritle (hidro klorik asit) reaksiyona girmesiyle hidrojen ve triklorsilan (31⁰C buharlaşabilen bir sıvı) meydana gelir. Kirlilik oranı gereken seviyeye düşünceye kadar bu bileşen defalarca damıtma işlemine sokulur.


ÜRETİM YÖNTEMLERİ:

SİEMENS İŞLEMİ:

Bu kimyasal süreçler için piyasada genel kabul görmüş Siemens İşlemi olarak bilinen kimyasal buhar çökeltimi metodu uygulanmaktadır. Siemens İşleminde triklorsilan ve hidrojenden ultra saflıkta silisyum üretilir. Triklorsilan ve hidrojen yüksek saflıktaki ince silisyum çubuklarının bulunduğu reaktörlere enjekte edilir ve 1000 - 1200 dereceye kadar ısıtılır. Bu proses sonucunda üretilen silisyum polikristal yapıdadır ve polisilikon olarak bilinir. Çubuklar üzerilerinde saf silisyumun birikmesiyle kalınlaşır ve çapları 10 - 15 cm.ye ulaşır. Bu silindirler külçeler halinde parçalara ayrılırlar ileride solar hücreye dönüştürülecek olan monokristal ya da polikristal silisyum yonga plakalarının hammaddesi olarak kullanılırlar.

Güneş enerjisi solar PV hücrelerinin üretiminde kullanılan silisyumun saflık derecesi elektronik sanayinde kullanılan silisyumun saflık derecesi kadar yüksek olmadığı için solar fotovoltaik endüstrisi yarı iletken endüstrisinin atıklarını kullanmıştır. Fakat bu atıklar 1998 yılından beri güneş enerjisi sektöründe hızla artan talebi karşılamakta yetersiz kalmaktadır. Bunun yerine direkt olarak güneş enerjisi solar fotovoltaik sektörüne yönelik elektronik silisyum kalitesinden çok az daha düşük kalitede ve daha düşük maliyetli silisyum (solar sınıf silisyum ya da solar silisyum) üretimi yaygınlaşmıştır.

Bu metotlardan bazıları şunlardır;
Bazı solar silisyum üreticileri akışkan yatak reaktörleri kullanmaktadır. Bu metotta akışkan yatak içerisine çok küçük silisyum parçaları atılmaktadır. Triklorsilan ya da silan hidrojenle beraber reaktöre enjekte edilir. Triklorsilan için 1000⁰C silan için de 700⁰C`de bu bileşenlerdeki silisyum parçacıklar üzerinde birikir. Gittikçe büyüyen parçacıklar reaktörün tabanına çöker ve bu sayede silisyum granülleri elde edilmiş olur.

TÜP REAKTÖR PROSESİ:

Tüp reaktör prosesi ise Siemens İşlemine benzemektedir. Fakat çubuklar yerine 800⁰C`ye kadar ısıtılması gereken (hammadde olarak silan kullanılır) içi boş silisyum silindirler kullanılmaktadır.

Japonya’da geliştirilen buhar - sıvı çöküntüsü (VLD) prosesinde hidrojenle beraber bir reaktörde tutulan gaz formundaki triklorsilandan 1500⁰C`ye kadar ısıtılan grafit tüp üzerine silisyum biriktirilir. 1410 - 1500⁰C`de sıvı hale geçen silisyum reaktörün dibine çöker ve soğuyarak granüle dönüşür.

Tetrakloriti kullanan diğer prosesler direkt olarak çinkoyla indirgenen ya da metalürjik silisyumla işleme başlayan ve plazma torçu ya da silikon karpiti kullanarak saf silisyum arıtan işlemlerdir.
Günümüzde kullanılan birçok elektronik cihazın temel yapı taşı olan silisyum, doğada bol miktarda bulunan silikon dioksitin ~1100°C’nin üzerinde, bol miktarda karbon dioksit gazı üreten bir seri kimyasal reaksiyon sonucu indirgenmesiyle elde edilebiliyor.

SIVI GALYUM İÇİNDE ÇÖKERTME METODU:
Michigan Üniversitesi’nde geliştirilen yeni bir süreç sayesinde, kristal yapıdaki silisyumun çok daha ucuza ve çevreye karbon dioksit salınmadan üretilmesi mümkün olabilecek gibi görünüyor. Üstelik sadece 80°C civarındaki sıcaklıklarda.
Yeni geliştirilen bu süreçte, aşırı doymuş tuzlu su çözeltisi içinden tuz kristallerinin çökelmesine benzer şekilde, sıvı galyum içinden silisyum kristallerinin çökelmesi sağlanıyor. Araştırmacılar, silisyum tetraklorür içeren bir çözelti hazırlayıp, bu çözeltiyi sıvı galyum elektrot üzerine yerleştiriyorlar. Galyumden gelen elektronlar, silikon tetraklorürü ham silisyuma indirgeyip, ardından sıvı galyum içinde çözünmesine yol açıyor. Bu şekilde zenginleşen sıvı galyum içinde, bir süre sonra ekstra ısıya gerek olmadan silisyum kristalleri çökelmeye başlıyor.
Eğer geliştirilen bu yeni süreç başarıyla sanayi ölçeğine taşınabilir ve ciddi miktarlarda silisyum üretimi sağlanabilirse, kristal yapıda silisyum kullanılan güneş panellerinin çok daha ucuza üretilmesi mümkün olabilecek.




KUVARS:
1.    GİRİŞ
1.1. Tanım ve Sınıflandırma
Kuvars: SiO2 bileşiminde, sertliği 7, özgül ağırlığı 2.85 gr/cm3, ergime sıcaklığı 1785 oC
olan, yerkabuğunda en yaygın minerallerden biridir. Saydam veya mat, renksiz veya
beyaz, kırmızı, pembe, mavi, mor gibi çeşitli renklerde kuvars vardır. Kristallerinin
büyüklüğü bakımından iri kristalli olanlar: Dumanlı kuvars, Morion, Venüs saçı, Ametist,
Neceftaşı; kriptokristalin olanlar: Akik, Kalsedon, Çakmaktaşıdır.
Kuvars jenetik olarak: 1- Magmatik, 2- Metamorfik, 3- Sedimanter kökenlidir. Doğada fay
ve çatlaklarda filon halinde bulunur. Ayrıca cevher yataklarında gang minerali olarak
rastlanır.
2. DÜNYADA MEVCUT DURUM
2.1. Rezervler
Dünyadaki en büyük rezervler Brezilya'da bulunmaktadır. Buradaki kuvars kristalleri
elektronik sanayiinde kullanılabilecek niteliktedir. Henüz dünyadaki kuvars rezervleri tam
olarak saptanamamıştır. Ancak kristal olmayan kuvars rezervleri açısından Arjantin,
Avusturya, Belçika, Lüksemburg, Macaristan, Güney Afrika Cumhuriyet, İspanya ve
Norveç'i sayabiliriz. Diğer taraftan Namibya ve Madagaskar kaliteli kuvars kristalleri
rezervleri açısından Brezilya'dan sonra gelmektedirler.
2.2. Tüketim
2.2.1. Tüketim Alanları
Düzgün ve temiz olan kuvars kristalleri optik ve elektronik sanayiinde ve süs taşı olarak
kullanılmaktadır. Kuvars kristalleri elektronik sanayiinde frekans kontrol asilatörerinde ve
frekans filtrelerinde kullanılmaktadır. Süt kuvars ve camsı kuvars ise öğütülerek ve
hazırlama işlemlerinden geçirilerek cam, deterjan, boya, seramik, zımpara, dolgu ve
metalurji sanayiilerinde kullanılmaktadır.
2.2.2. Tüketim Miktar ve Değerleri
Amerika Birleşik Devletleri Elektronik Sanayiinde ;
1986 1987 1988 1989 1990
499 454 572 527 530
olmak üzere toplam 2582 ton kuvars kristali tüketilmiştir.
Arjantin'de ise yılda 80000 ton kuvarsın % 207si cam endüstrisinde geri kalan % 80'i ise
seramik, zımpara, demir alaşımları endüstrisinde tüketilmektedir. Demir alaşımları
endüstrisinde yılda 40000 ton kırılmış kuvars ve boya endüstrisinde yılda 1200 ton
öğütülmüş kuvars kullanılmaktadır.
Norveç'te 1991 yılında 25 400 ton kuvars zımpara ve camtel yapımında kullanılmıştır.
Diğer taraftan aynı yılda 600 ton temiz kuvars optik ve elektronik sanayilerinde
kullanılmıştır.
Yunanistan'da yılda 25 000 tonun üzerinde kuvars ve kuvars kumu üretimi yapılmakta ve
üretilen kuvars metalurji endüstrisinde kullanılmaktadır.
2.3. Üretim
2.3.1. Üretim Yöntemi ve Teknoloji
Kuvars genel olarak açık işletme yöntemiyle üretilir. Mostra madenciliği yapıldığı için örtü
tabakası yoktur. Üretim, delicilerle delinen delikler patlayıcı madde doldurulup patlatılarak
yapılır. Daha sonra parçalanan kuvars yabancı maddelerden elimine edebilmek için triaja
tabi tutulur. Temiz ve kaliteli olanlar elle toplanarak, stoklanır. Kuvarsın üretim girdileri fitil,
kapsül, patlayıcı madde, makina yağı, işçilik ve amortismandır.
Arjantin'de kuvars üretimi pegmatit yataklarından yapılmaktadır. Norveç'te ise kuvars
üretimi pegmatit-granit yataklarından flotasyon yoluyla yapılmaktadır.
2.3.2. Ürün Standartları
Optik ve Elektronik Sanayiinde kullanılan kuvars kristallerinin % 99.99 SiO2 saflıkta
olması istenir. Diğer impüriteler istenmemektedir. Metalurji endüstrisinde kullanılan
kuvarsta SiO2 % 99.5 ve Fe2O3 ise % 0.01'dir.
Cam endüstrisinde kullanılan kuvarsın tane iriliğinin 500 mikron altında, temizlik
malzemeleri üreten endüstrilerde 74 mikron altın, boya endüstrisinde ise 10 mikron
altında olması istenmektedir.
2.3.3. Sektörde Üretim Yapan Önemli Kuruluşlar
Amerika Birleşik Devletlerinde kuvars kristalleri üretimi yapan 5 firma mevcuttur.
Arjantin'de Cordoba eyaletinde bulunan Cristamine SA ve Minera Continental SA şirketleri
kuvars ve pegmatit yataklarından kuvars üretimi yapmaktadırlar.
Norveç'te ise Lillesand bölgesindeki Franzefoss Eruk A/S şirketi pegmatit-granit
yataklarından flotasyon yoluyla kuvars üretmiştir. Diğer taraftan Nordland'daki Minnorco
A/S şirketi kuvars üretimi yapmaktadır.
Yunanistan'da da 2 firma kuvars üretmektedirler. Bunlardan Elvior SA ve Mevior SA'dır.
2.3.4. Mevcut Kapasiteler ve Kullanım Oranları
Sadece Yunanistan'da ki Mevior SA firmasının Selaniğin 20 km kuzeyinde 60-70.000
ton/yıl kapasiteli kuvars, kuvarsit, feldspat hazırlama tesisinden bahsedebiliriz. Bu tesis
müşteri taleplerine göre yılda 5 000 ton kuvars, 150-200 ton kuvarsit hazırlamaktadır.
Amerika Birleşik Devletlerindeki tesislerde aşağıdaki miktarlarda elektronik olmayan
kuvars (Lascas) işleyip elektronik özellikli kuvars üretilmektedir.
3.3. Tüketim
3.3.1. Tüketim Alanları
Cam, seramik, deterjan, dolgu maddesi, filitre sanayilerinde en önemli girdidir. Cam
sanayiinde kristal eşya ve züccaciye imalatında; Seramik Sanayiinde ise Sır ve frit
yapımında, yer ve duvar karosunda izolatör, elektro-porselen, glazür, sofra eşyası ile
vitrifiye seramik yapımında kullanılmaktadır.
3.4. Üretim
3.4.1. Üretim Yöntemi ve Teknoloji
Kuvars kristalleri üretimi elle toplanarak yapılmaktadır. Filon kuvarslar açık işletme
yöntemiyle üretilmektedir. Bazı ocaklarda üretimden önce dekapaj işlemi
uygulanabilmektedir. Açık ocakta üretim, havalı martoperfaratörlerle delinen delikler
patlayıcı madde doldurularak patlatılarak gerçekleştirilmektedir. Elde edilen iri parçalar
patlayıcı madde ile patlatılarak veya hidrolik kırıcılarla kırılarak boyutları
küçültülmektedir. Kırılmış kuvarslar gerekirse su ile yıkanabilmektedir. Kırıcılardan
geçirildikten sonra değirmenlerle istenilen ebada öğütülmektedirler. Değirmenler
genellikle bilyalı değirmendir. Boyut kontrolu elek ve siklonlarla yapılmaktadır. Diğer
taraftan Fe2O3 içeriği flotasyon yoluyla istenilen seviyeye indirilmektedir.
3.4.2. Ürün Standartları
Cam Sanayiinde kullanılan tuvönan kuvarsta kimyasal olarak istenen özellikler şunlardır :
SiO2 min % 99.6
Fe2O3 max % 0.012
Fiziksel Özellikler ise şunlardır :
Max tane boyu 25 cm. dir. Tuvenan kuvars kırılıp 500 mikron altına öğütülerek flote edilir.
Kristal eşya ve Zücaciye imalatında kullanılır.
Seramik Sanayiinde kullanılan öğütülmüş kuvarsta istenilen kimyasal özellikler :
SiO2 % 97-98
Al2O3 % 0.25-0.5
Fe2O3 max % 0.25
CaO % 0.5-1.0
MgO % 0.5-1.0 dır.
Fiziksel olarak 100 mikron altı tane iriliği istenmektedir. Porselen Sanayii ise % 97 SiO2
min ve % 0.2 Fe2O3 max kalitesinde kuvars kullanmaktadır.
3. TÜRKİYE'DE DURUM
3.1. Ürünün Türkiye'de Bulunuş Şekilleri
Kuvars, Türkiye'de genellikle fay zonlarında, çatlaklarda, filonlarda ve cevher yataklarında
gang minerali olarak bulunur

 

KUVARSİT :

1. GİRİŞ
1.1. Tanım ve Sınıflama

Kuvarsit; genel olarak kuvars kumu tanelerinin, silisten meydana gelmiş bir çimento ile
birbirlerine çok sağlam şekilde bağlanmalarıyla oluşmuş bir kayaç olup, sedimanter ve
metamorfik olmak üzere 2 çeşidi mevcuttur.
Kuvarsitin kimyasal bileşimi, kuvars, kumtaşı (kuvarslı gre) ve kuvars kumu gibi SiO2 olup,
ancak kuvarsit içerisinde çeşitli miktarlarda feldspat, mika, kil, manyetit, hematit, granat, rutil, kireçtaşı v.b. bulunabilir. Bileşiminde % 95'den fazla SiO2 bulunan kuvarsitlere "Ortokuvarsit" denilmekte olup, sanayide genellikle ortakuvarsitler kullanılmaktadır.
Kuvarsit direnci çok, sağlam ve aşındırıcı kayaçtır. Bu nedenle istihracı ve öğütülmesi oldukça güç ve pahalıdır. Bu sebeple de kuvarsit üretimi, aynı kimyasal bileşimde bulunan kuvars kumu ve kumtaşından (kuvarslı gre), ayrıca daha saf olan kuvarstan, sonra tercih
edilmektedir.
Kuvarsitler SiO2 içeriği yüksek ve demir içeriği % 0,4'den az olması durumunda cam ve
seramik sanayiinde kullanılabilmektedir. Ayrıca refrakter (silika tuğla), metalürji (demir ve
ferrokrom), inşaat (hafif gazbeton yapı elemanları üretimi) sanayiinde de çeşitli amaçlarla
kuvarsit kullanılmaktadır.
1.2. Sektörde Faaliyet Gösteren Uluslararası Organizasyonlar

Sektörde faaliyet gösteren başlıca uluslararası organizasyonlar Arjantin, Avusturya, Belçika,
Macaristan, Güney Afrika Cumhuriyeti, İspanya ve Norveç gibi ülkelerde bulunmakta olup,
bunlar kuvarsitle birlikte kuvars ve kuvars kumu ithalat ve ihracatıyla uğraşmaktadır.
2. DÜNYADA MEVCUT DURUM
2.1. Rezervler
Dünya kuvarsit rezervleri konusunda bilgi sağlanamamıştır. Genellikle tüm ülkelerde geniş
kuvarsit rezervleri bulunmaktadır.
2.2. Tüketim
2.2.1. Tüketim alanları

Kuvarsit; kuvars, kuvars kumu, ve kuvarslı grenin kullanıldığı tüm alanlarda kullanılabilir.
Başlıca tüketim alanları, cam, seramik, boya, detarjan, dolgu, hafif gazbeton yapı elemanları
(Ytong), silika tuğla ve ferrosilisyum üretiminde, hammadde olarak, ayrıca ferrokromun ara
ürünü olan silika ferrokrom üretiminde ve demir çelik sanayiinde yüksek fırınlarda asit-baz
dengesinin sağlanmasında tüketilmektedir.
2.2.2. Tüketim miktar ve değerleri
Uluslararası istatistiklerde kuvars kumu, kuvars, kumtaşı (kuvarslı gre) ve kuvarsit tüketimleri
tek kalemde belirtildiğinden, kuvarsitin dünya tüketimi hakkında bilgi sağlanamamıştır.
2.3. Üretim

2.3.1. Üretim yöntemi ve teknoloji
Kuvarsit tüm dünyada açık işletme yöntemiyle ve iş makinalarıyla üretilmekte olup, delme,
patlama, kırma ve öğütme işlemlerinden geçirilerek kullanılmaya hazır hale getirilmektedir.
2.3.2. Ürün standardı

Kuvarsit kullanılacağı sektöre göre ayrı ayrı standartlarda işlenmektedir.
Örneğin:
Cam Sanayii: SiO2 miktarı en az % 96, Fe miktarı % 0,4'den daha az
Gazbeton (Ytong) üretimi: SiO2 miktarı en az % 90, Fe miktarı en çok % 2
Demir Çelik Sanayii: SiO2 miktarı en çok % 95
Ferro Krom üretimi: SiO2 miktarı en az % 96 olmalıdır.
Ayrıca kuvarsit parça büyüklüğü de kullanılacağı yere göre değişmektedir.
2.3.3. Sektörde üretim yapan önemli kuruluşlar

Dünyada kuvarsit üretiminde öne geçmiş ülkeler ve kuruluşlarla ilgili bilgi bulunamamıştır.
Ancak Avrupa'daki önemli üretici ülkeler ve üretim miktarları 2.3.5. bölümünde belirtilecektir.
2.3.4. Mevcut kapasiteler ve kullanım oranları
Dünya kuvarsit üretim kapasitesi ve kullanım oranları bilinmemektedir.
2.3.5. Üretim miktar ve değerleri
Avrupa'da kuvarsit üretimi yapan 8 ülkenin 1986-1990 yılları arasında üretim muktarları
aşağıdaki tabloda gösterilmiştir. (1000 ton olarak)
3.3. Tüketim

3.3.1. Tüketim Alanları

Kuvarsit; cam, seramik, refrakter (silika tuğla), boya, deterjan, hafif gazbeton yapı elemanı
(Ytong), ferrosilisyum, ferrokrom üretiminde ve demir çelik sanayiinde kullanılmaktadır.
3.4. Üretim

3.4.1. Üretim Yöntemi ve Teknoloji

Kuvarsit tüm sahalarımızda, açık ocak işletmesi olarak patlayıcı madde ve iş makinaları
kullanılarak üretilmektedir. Üretilen kuvarsit daha sonra kırma ya da kırma+öğütme
işlemlerinden geçirilmektedir.
3.4.2. Ürün Standardı
Kuvarsit kullanılacağı sektörlere göre ayrı ayrı standartlarda istenmektedir. Bu standartların
bazıları (tüvenan cevherde) aşağıda verilmiştir..
Cam Sanayii: SiO2 min % 96, Fe2O3 max % 0,4. Al2O3 max % 2, CaO+MgO max % 0,25, en büyük parça 25x25 cm;.
Hafif gazbeton (Ytong) üretimi: SiO2 min % 90, Fe2O3 max % 2. Al2O3 max % 3, en büyük
parça 8x8 cm;
Ferrokrom üretimi: SiO2 min % 96, Fe2O3 max % 1,5. Al2O3 max % 1,5, en büyük parça
15x15 cm;
Demir Çelik Sanayii: SiO2 min % 91, Fe2O3 Al2O3 max % 2, en büyük parça 3,8x3,8 cm'dir.







TÜRKİYE KUVARS KUMU POTANSİYELİNE GENEL BİR BAKIŞ
İ. Kurşun ve B. İpekoğlu
İstanbul Üniversitesi, Maden Mühendisliği Bolümü, İstanbul

 ÖZET: Hammadde, diğer pek çok sanayi dalında olduğu gibi cam sanayi, döküm sanayi ve refrakter sanayinin de en önemli girdilerinden birisidir. Hammaddenin kalitesi pek çok konuda ürüne doğrudan yansır. Dolayısıyla kaliteli ürün için, uygun ve yeterli kalitede hammaddeye ihtiyaç vardır. Kuvars kumu yerkabuğunda oldukça bol miktarda olup, başlıca kullanım alanlarını cam sanayi, döküm sanayi ve refrakter sanayi oluşturmaktadır. Bunların dışında kimya, filtrasyon ve inşaat sanayinde de kullanılmaktadır. Kuvars kumu cam ve döküm sanayinin gelişmesine paralel olarak yurt içi talebinde son yıllarda önemli bir artış göstermiştir. Dünyada ise bol ve ucuz olmasına rağmen yatakların düzensiz dağılımı kuvars kumu ticaretini hareketli kılmıştır. Bu konuda Belçika, Fransa, Almanya, A.B.D, Kanada, Hollanda başı çeken ülkeler arasındadır. Türkiye'de kuvars kumu üretimi, talebe göıe yapıldığından, mevcut rezervler bugün için ihtiyacı karşılayacak yeterliliktedir. Bu bildiride, Türkiye'de mevcut kuvars kumu rezervleri ve özellikleri ele alınmıştır. Eldeki verilerden yola çıkılarak, mevcut rezervlerin kullanım alanlarına göre bir sınıflandırması yapılmıştır..
1.      GİRİŞ
Kuvars kumu (perlit, pomza, ve diyatomit gibi minerallerle birlikte), yalıtımlı hafif yapı malzemeleri adı altında gruplandırılmaktadır. Kuvars kumu, granit türü kayaçların ayrış­ması sonucu oluşan 2 mm'den küçük kuvars (S1O2) tanecikleridir. Sentetik olarak kuvarsitin öğütülmesi ile de elde edilebilir. Refrakter sanayinde silika tuğla üretiminde, döküm sanayi ve cam sanayinde kullanılmaktadır. Kullanım alanlarını belirleyen parametreler ise SİO2, Fe203, AI2O3, MgO, CaO, Co, Cr, As, P2O5 miktarları ve endüstrilerin gereksinimlerine uygun fiziksel özelliklerdir
Kuvars kumunun yer kabuğundakı egemenliğine karşın çok az bir kısmı ticari öneme sahiptir. Bunun nedeni ise, tüketici kuruluş­ların üründe birtakım fiziksel ve kimyasal özellikler aramalarıdır. Hammaddenin kalitesi çeşitli ülke standartlarıyla veya firma katologlarında istenen özelliklerle belirlenmiştir.
Bu belirlemelerde; Hammaddenin hangi ürün türünün yapı­mında kullanılacağı, o ürünün hangi kalitede olacağı, o ülke ve yörede mevcut kaynakların özellikleri gibi hususlar ön plandadır.
Hammaddeden beklenen özellikler teknolojideki değişmeler paralelinde de değişmektedir. Özellikle fırınlarda, birim alanda çekilen cam miktarının arttırılması, kum gibi güç eriyen hammaddelerde ince tane miktarı artırılmaksızın iri tanelerin önemli miktarlarda azaltılmasını gerektirmiştir. Bunun yanı sıra, şekillendirme yöntemlerindeki hız artışı, daha homojen camı gerektirmekte, dolayısıyla hammaddelerin kimyasal kompozisyonlarındaki pozitif farklılaşma limitleri giderek daralmaktadır. Gelişen teknolojinin gereği olarak hammaddeden talep edilen özellikler, kaliteli hammadde kaynaklarının tüketilmesi, rezervlerin azalması ve hammaddelere uygulanan hazırlama işlemlerinin artması nedeniyle maliyetlerin yükselmesi sonucunu doğurmuştur. Bu nedenle, üretim ve pazarın gerektirdiği doğru hammadde özelliklerinin seçimi, uygun hammadde kullanımı büyük önem taşımaktadır. Yani hammadde özelliklerinin farklılığı, ürün türü, doğal kaynaklar gibi pek çok parametre önemlidir.
2.      TÜRKİYE KUVARS KUMU REZEVLERİ VE ÖZELLİKLERİ
Türkiye Kuvars Kumu potansiyelinin yaklaşık 730 milyon ton olduğu tahmin edilmektedir.
Türkiye'de başlıca kuvars kumu bölgeleri İstanbul (Şile, Çatalca, Beykoz, Yalova), Tekirdağ (Saray - Safaalan), Zonguldak (Merkez - Kozlu - Virancık, Mekez - Kardeşler - Kokurdan) ve Sinop'tur.
İstanbul'daki silis kumu bölgelerinden, Şile, çok büyük bir kum potansiyeline sahiptir (380 000 000 ton). Şile'deki kum rezervlerinin pek çoğu döküm kumu olarak kullanılabilecek özellikler göstermektedir. SİO2 içerikleri %96 – 98,5 arasında değişirken, Fe203 ise % 0.41 - 0.95 arasında bir değişim göstermektedir. Yine Şile - Avcıkoru, Kirazlıyatak ve Kızılca kumların döküm sanayine elverişli özellikler gösterirken, Şile-Yeşilvadi kuvars kumlarının sıcaklığa dayanımının 1683 "C'den büyük olması silika refrakter hammadde olarak kullanımını da.
İstanbul’daki diğer büyük rezerv bölgesini ise Çatalca oluşturmaktadır. En önemli rezervler Akalan, Kabakça ve Yalıköy'de bulunmaktadır. Çatalca- Kabakça bölgesinde 330.000 tonluk bir rezerv bulunurken, yapılan teknolojik çalışmalar % 97.13 SİO2 , % 0.5 Fe2Û3 içerikli bir kumun varlığını ortaya koyarken, yıkama sonucu elde edilen numunelerin SİO2 yüzdesinde bir artış, Fe2Û3 içeriğinde ise düşüş kaydedilmiştir. Böylelikle bu kumun bir ön yıkama sonucunda, gerek tane iriliği gerekse bileşim açısından hem cam sanayinde, hem de döküm kumu olarak kullanıma elverişli hale geldiği gözlenmiştir.
Çatalca Akalan kumları ise (% 97.40 SİO2, % 0 4 Fe2Û3) hem cam sanayi, hem de döküm sanayinde kullanılabilmektedir.
Çatalca Yalıköy bölgesi ise gerek yüksek rezerv (13.000.000. ton) gerekse uygun kimyasal komposizyona (%99.1 Sİ02, % 0.11 Fe2Ü3) sahip olması açısından ayrı bir önem taşı­ maktadır.
Türkiye Şişe Ve Cam Fabrikaları A.Ş'ye bağlı olan İstanbul ve Trakya bölgelerindeki cam üreten kuruluşların kullandığı kum türleri genellikle Trakya bölgesinden elde edilmekte ve Cam İş Madencilik A.Ş tarafından zenginleştirme proseslerine tabi tutulmaktadır.
Yalıköy kumlarında demir taşıyıcı olarak ilmenit, manyetit ve limonit bulunmaktadır.
Züccaciye üretiminde ise Fındıkdere kumları uygun özellikler göstermektedir. Fındıkdere kumlan zenginleştirme işlemlerinden sonra % 99 S1O2 ve % 0.018 Fe2Û3 bileşimini kazanmaktadır. Çatalca - Karatepe, Çiftlikköy ve Elbasan bölgelerinde de SİO2 içerikleri %93-97 arasında bir değişim göstermektedir.
Yine İstanbul’da Sarıyer, Beykoz (Polenezköy, Anadolu Feneri) bölgeleri cam kumu için uygun özellikler gösterirler ve 110.200.00 ton rezerve sahiptirler.
Yalova-Elmalık ve Dikimce kum sahaları ise toplam 2.700.000 tonluk bir rezerve sahiptir. SİO2 yüzdeleri, Torluk'ta % 98.81, Dikimce 'de % 99.02 mertebelerinde iken, %0.11- %0.31 Fe2O3 arasında değişen bileşime sahip olması cam sanayinde kullanılmasını mümkün kılmıştır.
İkinci bir bölge de Tekirdağ - Saray -Safaalan kumlarıdır. Bölge 6.338.773 tonluk bir rezerve sahiptir. SİO2 içerikleri % 88- 92.9 arasında değişmektedir. Bu kumların feldspat oranlarının (AI2O3, K2O, Na20) yüksek olması, kuvars kumunun bu sahada gnayslarla ilişkili olmasına bağlıdır. Çeşitli cam yapımında bu bileşenlere de gereksinim olması, feldispat fazlalığının büyük bir sorun teşkil etmediğini gösterir. Ayrıca Fe2O3 içeriğinin düşük olması (% 0.075) cam sanayi açısından çok olumludur. Kil (AI2O3) içeriğinin yer yer yüksek oluşu bir dezavantaj gibi görünse de, yıkama ile çok kolay atılabilmektedir. Dolayısıyla bu sahadaki kumlar cam sanayinin çeşitli ürünlerinde kullanılabilecek niteliktedir.
Diğer bir kuvars kumu bölgemiz 267.271.875 tonluk rezerviyle Zonguldak'tır. Zonguldak Merkez-Kozlu-Virancık kumları oldukça iyi kalitede olup, % 98.40 S1O2 , % 0.38 Fe2O3 içeriğine sahiptir. Çeşitli zenginleştirme proseslerinin uygulanması sonucu Fe2O3 içeriği düşürülebilmektedir. Bu bölgedeki kuvars kumuna uygulanacak hazırlama işlemleri sonucu cam-seramik, metalurji refrakter, silika tuğla- ferrosilikon karbit ve tuğla endüstrisinde kullanılabilecek kalitede oldukları tespit edilmiştir. Üstelik Türkiye'deki cam-döküm kumu üretiminin yalnızca İstanbul ve Trakya'da yoğunlaştığı da düşünülerek, uzak yerlere yapılan taşıma işleminin zorluğu da göz önüne alınacak olursa, bu bölgenin kumlarının önemi daha iyi anlaşılır.
Zonguldak - Merkez - Kardeşler - Kokurdan bölgesi 132.500.000. tonluk bir rezerve sahiptir. %97.84 SİO2, % 0.21 Fe2O3 içeriğiyle cam yapımı için uygun özelliktedir. Döküm kumu olarak da kullanılabilir.
Sinop bölgesi 37.000.000 tonluk bir rezerve sahiptir. İçerik açısından % 89.55 SİO2 , % 2.8 Fe2O3 değerlerine sahiptir. Yapılan teknolojik çalışmalarda, tane boyutu dağılımı cam üretiminde genel olarak istenen - 32 / + 200 mesh aralığında olmasına rağmen Fe2O3 içeriğinin çok yüksek olması ve SİO2 içeriğinin ise literatürde verilen en düşük değer olan % 96'yı bulmaması cam sanayinde kullanımının çok zor olduğunu göstermektedir. Ayrıca ateşe dayanımlarının 1700 C'nin altında olması silika tuğla ve semisilika tuğla yapımında da kullanılamayacağım göstermektedir. CaO içeriğinin oldukça yüksek olması refrakter tuğla yapımında da kullanılamayacağını göstermektedir. Tane boyut dağılımları, döküm kumu için verilen 1 - 0.063 mm aralığına girmesine karşın, Sİ02 içeriği demir - döküm sanayi için de uygun değildir. Kızdırma kaybının ise % 0.4'ün üstünde olması, SİO2 içeriğinin maça kumu için verilen şuur değerin altında olmasından dolayı döküm ve maça kumu olarak da kullanılamamaktadır. Ancak kuvars kumlarının pişme renklerinden dolayı renkli pişen seramik yapımında kullanılabilir özelliktedir.
3. KUVARS KUMUNUN KULLANIM ALANLARI
3.1. Cam Sanayi Genel olarak, cam üretiminde kullanılacak kumun SİO2 içeriğinin %99'dan az olmaması istenmektedir. Ancak önemli olan kriter, safsızlık miktarının kararlı olmasıdır (+0.005). Bu durumda %96'ya kadar inebilen bir SİO2 miktarı da kabul edilebilmektedir. Cam sanayi için genellikle % 0.02 - 0.1 Fe2O3 arasında değişen ve kararlı bir bileşime sahip kumlar tercih edilmektedir.
Kullanılan kumun tane boyutu erime hızının kontrol edilmesi açısından çok önemlidir. Fazla iri taneli kum tamamen erimezken, çok ince taneli kum da korozyona sebep olabilmektedir. Bu nedenle bileşimi kararlı, dar tane boyutu dağılımına sahip kumlar cam üretiminde kullanılmaktadır. Genel olarak cam yapımında kullanılacak kumun tane boyutunun 32 mesh (0.5mm) ile 200 mesh (0.074 mm) arasında olması istenmektedir.
3.1.  CAM SANAYİ
Genel olarak, cam üretiminde kullanılacak kumun SİO2 içeriğinin %99'dan az olmaması istenmektedir. Ancak önemli olan kriter, safsızlık miktarının kararlı olmasıdır (+0.005). Bu durumda %96'ya kadar inebilen bir SİO2 miktarı da kabul edilebilmektedir. Cam sanayi için genellikle % 0.02 - 0.1 Fe2O3 arasında değişen ve kararlı bir bileşime sahip kumlar tercih edilmektedir.
Kullanılan kumun tane boyutu erime hızının kontrol edilmesi açısından çok önemlidir. Fazla iri taneli kum tamamen erimezken, çok ince taneli kum da korozyona sebep olabilmektedir. Bu nedenle bileşimi kararlı, dar tane boyutu dağılımına sahip kumlar cam üretiminde kullanılmaktadır. Genel olarak cam yapımında kullanılacak kumun tane boyutunun 32 mesh (0.5mm) ile 200 mesh (0.074 mm) arasında olması istenmektedir.
Genel olarak istenen özellikler ise şu şekildedir. + 32 mesh en çok % 5, -321 + 200 mesh en çok % 80, - 200 mesh en çok %15.
Düz camda tane çapının 1 mm - 125 mikron arsında olması, ortalama boyutun ise yaklaşık 250 mikron olması istenmektedir. Ateşe dayanımları nedeniyle, kromit, silimonit ve korundum gibi safsızlıklar istenmezken, nem miktarının % 0.5'i aşmaması istenmektedir.
3.2 Döküm Sanayi
Döküm sanayinde kullanılan kuvars kumu minimum %95 - 96 Sİ02 içerikli olmalıdır.
Ancak günümüzde % 98 - 99 SİO2 gibi bir oranda standart olarak kullanılmaktadır. Döküm sanayinde kuvars kumu kullanmanın önemli avantajı, silisin ergimiş metalden yayılan basınca dayanması, ayrıca gazların ve buharların geçebileceği kadar geçirgen olmasıdır.
Kumun dokusu ve bileşimi döküm kalitesine göre değişmektedir. Genelde Fe203, CaO ve alkali toplamı %0.6'yı aşmamalı, kızdırma kaybı %0.4, tane boyutları ise 100-700 mikron arasında, sinterleşme noktasının ise 1500 °C olması istenmektedir.
3.3.Refrakter Sanayi
Silis 1500 °C'ye ısıtıldığında, iyi bir refrakter özellik göstermektedir. Bu sıcaklıkta kuvars taneleri kristobalit ve tridimite dönüşerek, erime sıcaklığını 1700 °C'ye yükseltmektedir.
Silika tuğla yapımında ana hammadde kuvarsittir. Ancak bazı uygulamalarda, % 25'e varan miktarlarda kuvars kumu da kuvarsit yerine kullanılabilmektedir. Düşük kaliteli silika tuğlalar ise, toplam SİO2 içeriği %87- 96 arasında olan kumtaşlarından yapılmaktadır.
Silika tuğla yapımında kullanılacak kuvars kumunun ateşe dayanımının 1700 °C ve daha yüksek değerlerde olması istenmektedir. Semi-silika refrakter tuğlalar ise toplam % 78 - 92 SİO2 içeren kum + kil karışımlarından yapılmaktadır.
3.4. Silikon Karpit
Yine sanayide önemli bir ürün olan silikon karpit, kuvars kumu ve petrol kokunun elektrik ocaklarında 2400 °C'ye ısıtılması ile elde edilmektedir. Bu sektörde, kullanılan kuvars kumunun % 99 SİO2 içerikli olması ve Fe203, AI2O3 içeriklerinin % 0.1'den az olması istenmektedir. Ayrıca ürün CaO, MgO, P2O5 içermemeli uniform tane boyutuna sahip olmalıdır.
Silika bazik refrakter, bazik yöntemle çelik üretiminde daha büyük oranlarda soğuk hurda kullanılmasını sağladı­ğından oldukça önemlidir.
5.      İÇ VE DIŞ PAZARLAMA
Bu sektörde üretim ve tüketim genellikle ihtiyaca göre yapıldığından ve rezervlerin de bugün için mevcut talebi karşılayacak nitelikte olmasından dolayı, ithalat ve ihracat çok hareketli değildir. Genellikle kuvars kumu olarak ihracat olmamasına karşın, mamul halde cam ve cam ürünleri olarak ihracat Türkiye'de Cam Sanayi İçin Kuvars Kumu Üretimi oldukça yüksektir.
Türkiye'de kuvars kumu üreten kuruluşların başında Türkiye Şişe Can Sanayi A.Ş ve Hüseyin Keçeci gelmektedir. Ayrıca Kale Cam Sanayi, Kaleterasit kuvars kumu üretmektedir.
Türkiye Şişe Cam Fab. A.Ş., ilk yıllarda ülkenin ihtiyacını karşılayacak şekilde üretim yapmaktaydı. Daha sonra dış pazarlara yönelmesiyle, mamul ürün olarak Amerika, İngiltere, İtalya, Almanya, Avusturya, Yunanistan, Suriye, Lübnan, Cezayir, İran, Libya ve Güney Afrika ülkelerine ihraç etmektedir. Bunun yanı sıra Fransa, Belçika, Almanya, İtalya, İngiltere, İsviçre, Mısır, A.B.D ve Japonya'dan kuvars kumu ithalatımız da mevcuttur.
Son yıllarda cam ürünlerinin toplam dış satım ve sanayi alanındaki yeri ve payı % 34.5'e kadar çıkmıştır. Ayrıca cam, seramik, metalürji ve yapı endüstrisindeki gelişmeler 2000 yılında silisli kayaç tüketiminin 1,5 - 2 milyon ton arasında olabileceğini göstermektedir.
6.      SONUÇLAR VE ÖNERİLER
Genel olarak bu çalışma çerçevesinde çıkan sonuçlar şöyle özetlenebilir:
Türkiye kuvars kumu rezervleri yaklaşık 730 milyon tondur. Söz konusu bu rezervlerin
410.000.000 tonu İstanbul bölgesine (Şile, Çatalca, Sarıyer, Beykoz, Yalova),
267. 271.875 tonu Zonguldak bölgesine,
6.338. 773 tonu Tekirdağ bölgesine ve
37.000.000 ton ile Sinop bölgesine aittir.
Dikkat edileceği üzere kuvars kumu rezervlerinin büyük bir çoğunluğu % 57'lik payla İstanbul bölgesinde yer almaktadır (İstanbul'daki kuvars kumlan, cam ve döküm sanayinde kullanılabilir özelliktedir). Diğer %37, %5,1 ve % 1 'lik paylar ise sırasıyla Zonguldak, Sinop ve Tekirdağ bölgelerinde dağılım göstermektedir. Zonguldak kumlan cam sanayinde kullanıma uygun iken, Tekirdağ kumlan döküm sanayi ve refrakter sanayi, Sinop kumlan ise renkli pişen seramik yapımında kullanılmaktadır.
Kuvars kumunun başlıca kullanım alanlarını cam, döküm ve refrakter sanayileri oluşturmaktadır. Türkiye'de cam sanayi için kuvars kumu üretimi yaklaşık 750.000 ton/yıl iken, döküm kumu için talep ise 179.000 ton/yıl 'dır. Ülkemiz ihtiyacını karşılayacak yeter derecede kuvars kumu rezervine sahip olmasına rağmen, bazı ülkelerden kuvars kumu ithalatımız da mevcuttur. Bunun nedeni ise, elimizdeki rezervlerin, her cins mamul madde yapımında yeterli olamamasıdır. Özellikle züccaciye ve kristal cam yapımı için mevcut hammaddelerimiz yeterli kaliteye sahip değildir.
Bunun yanı sıra, Türkiye kuvars kumlarının en belirgin özelliği olan Fe2Ü3 içeriklerinin yüksek olmasıdır. Kuvars kumu ithalat değerlerimiz her sene biraz daha yükselmektedir. 1992 yılı itibariyle kuvars kumu ithalatımız 4.885,6 ton iken bu değer 1994 yılında 22.336,4 tona yükselmiştir. Oldukça yüksek kuvars kumu rezervlerine sahip ülkemiz için bu hiç de iç açıcı bir durum değildir. Bu nedenle mutlaka mevcut kuvars kumu rezervlerimizi, her sanayi dalında (özellikle kristal yapımı ve züccaciye için) kullanılabilecek hale getirmeliyiz.
Bu nedenle, yeni geliştirilen proseslerden ve cevher zenginleştirme cihazlarından yararlanmamız gerekmektedir. Endüstri - Üniversite işbirliği sağlanarak gerekli araştırma çalışmalarına hemen başlanmalıdır.
7.      KAYNAKLAR
a)   SARIGAN, O, 'Yalıtımlı Hafif Yapı Gereç­ leri, Ülke Ekonomisindeki Yeri ve M..T.A'nın Yaptığı İşler' M.T.A.
b)   KIRIKOĞLU, S, 1990, Endüstriyel Hammaddeler Ders Kitabı, İ.T.Ü Maden Fakültesi, İSTANBUL.
c)    M.T.A 1989. 'İstanbul - Şile İlçesi Batısında Bulunmuş Silis Kumu Raporu', İSTANBUL.
d)   M.T.A. 1989. 'İstanbul - Şile - Yeşilvadi Sırtlan Kuvars Kumu Etüd Raporu', İSTANBUL
e)    M.T.A 1989. 'İstanbul - Çatalca - İhsaniyeKaratepe Mevkisi Kuvars Kumu Etüd Raporu', İSTANBUL
f)    ERDEM,N, 1995, Kişisel Görüşme, Şişe Ve CamFab. A.Ş. İSTANBUL
g)   M.T.A. 1983. Tekirdağ-Saray (Safaalan)- Kilyos Kuvars Kumu Arama Raporu', TEKİRDAĞ.
h)   M.T.A. 1990. 'Zonguldak - Merkez -Kardeş­ ler - Kokurdan Köyleri Civan Kuvars Kumu Etüd Raporu' ZONGULDAK.
i)     M.T.A 1990. 'Zonguldak - Merkez - KozluVirancık Civan Kuvars Kumu Etüd Raporu', ZONGULDAK

EK:
GERMANYUM:
(NOT: Konumuzla ilgili bir elementtir. Ancak çalışma konumuz bu element değil silisyumdur.   Elementin özelliklerine bilgi amaçlı yer verilmiştir.)

Germanyum, gelişen teknoloji ile birlikte her geçen gün, önemi ve kullanım alanı artan bir malzeme olarak ön plana çıkmaya başladı. Germanyumun özellikle, 2008 yılında Avrupa Birliği tarafından hazırlanan ‘’Hammaddeler Girişimi - Avrupa’da Büyüme ve İş İçin Kritik İhtiyaçlarımızın Karşılanması’’ konulu raporda geleceğin stratejik madenleri kategorisinde gösterilmesiyle bu önem daha da artmış gözükmektedir.
Ülkemizde germanyum konusunda yapılan çalışmalara pek sık rastlamasak da, dünyadaki durumu hakkında bazı bilgilere ulaşabilmekteyiz. Germanyum özellikleri itibariyle elektrik - elektronikten, cam - optik sanayine, uzaydan savunma sanayine, metalürjiden sağlık sektörüne kadar birçok alanda kullanılabilen bir ürün olmakla birlikte, ilerleyen teknoloji ile oluşacak talep artışıyla gelecekte adından daha fazla söz ettirecek gibi gözüküyor.
Doğada Bulunuşu Germanyum nadir elementlerden olup, yer kabuğunda % 0,004 - 0,0007 oranında bulunur. Yer kabuğunda yoğun olarak bulunmadığından elde edilmesi oldukça zordur. Yer kabuğunda bulunan elementler arasında miktar olarak otuz altıncı sırada yer almaktadır. Hiçbir zaman serbest halde bulunmaz. Germanyum, argyrodit (4Ag2S.GeS2) mineralinde % 6 - 7, canfieldit mineralinde (4Ag2S (Ge,Sn)S2) % 1,8, ultrabasit mineralinde (11Ag2S 28PbS 3GeS2 2Sb2S3) % 2,05, germanit (7CuS.FeS.GeS) mineralinde % 8,7, renierit (Cu42Fe16Ge6Zn3.5(As+Sn)1.5S64) mineralinde ise % 5 - 7, fleischerit mineralinde (Pb3Ge2[(OH)4(SO4)2] 4H2O) % 6,7, itoit mineralinde (Pb3[GeO3(OH)2(SO4)2]) % 7 oranında bulunmaktadır.
Germanyum genel olarak iki kaynaktan elde edilir:
1-    Çinkodan yan ürün olarak elde edilen germanyum sülfür (GeS2), hidrojen veya karbon ile indirgenebilmektedir.
2-    Yumuşak katranlı maden kömürünün yakılması sırasında yan ürün olaraK alınabilmektedir.
Yukarıda belirtilen kaynaklardan germanyumun oluşturulabilmesi için uzun işlemler gerekmektedir. Bu iki evrede oluşturulan germanyum henüz saf değildir. İçerisinde bazı yabancı maddeler bulunur. Germanyumun kullanılabilmesi için önce içindeki yabancı madde oranının 1/108’in altına düşürülmesi gerekmektedir. Bunu sağlamak için de saflaştırma işlemi yapılır.
Germanyum, sfalerit minerallerinde, kompleks bakır - çinko ve molibdenitli cevherleşmelerde bulunmaktadır. Çinko konsantreleri gibi, çinko konsantrelerinin sinterlenmesi sırasında meydana gelen kadmiyum (Cd) dumanları da önemli ölçüde germanyum içermektedir.
Bu malzeme, önemli germanyum üreticilerinin (Eagle - Picher Lead Co. of Missouri - A.B.D. ve Union Miniere du Haut, Kananga - Zaire) hammaddesini oluşturmaktadır. Ayrıca İrlanda’daki bazı kurşun - çinko cevherleri 20 - 30 g/t arasında germanyum içermektedir.
Kömürlerde de 10 ila 100 ppm arasında bulunan germanyum, kömürün yakılması sırasında baca tozları ile gider. Taşkömürü külleri diğer küllere oranla daha fazla germanyum içermektedir. ABD’de külleri % 6’ya kadar germanyum içeren bir linyit yatağı mevcuttur.
Germanyumun ekonomik olabilecek konsantrasyonları; hidrotermal sülfit formasyonları ve sedimanter kayaçlardır.


BÖLGEMİZDEKİ KUVARS/KUVARSİT YATAKLARI

DENİZLİ KUVARS YATAKLARI

KUVARS (Qz)

1.Şirinköy Sahası
Tenör :% 91-96.6 SiO2
Rezerv :17.500.000 ton görünür, 55.000.000 ton muhtemel rezerv.
NOT: Jeoloji mühendisi arkadaşın bildirdiğine göre bu ocaklar rantabl değil; Babadağ/Karacasu Tasdelen mevkiindeki ocak daha rantabldır, dedi. Yine Şirinköy’de kurulu Denizli Cam Sanayi Şirinköy’de mevcut olduğu söylenen kuvars yatağı nedeniyle bu bölgede kurulmuşsa da  ihtiyaç duyduğu kuvarsı Şirinköy sahasından değil, Aydın/Çine’den ve diğer ocaklardan ŞişeCam’ın bir iştiraki olan Camiş Madencilik A.Ş’nin yaptığı merkezi ihaleleler yoluyla temin etmektedir.

2.Babadağ/Karacasu Tasdelen mevkii
NOT: Jeoloji mühendisi bir arkadaştan alınan bilgiye dayalı. Bir vatandaş basit bir işletme ile madeni kırmakta ve pazarlamaktadır. Resmi bir tahsis söz konusu değil.



NOTLAR:

NOT 1: 
Jeoloji mühendisi bir arkadaşın bildirdiğine göre Şirinköy ocağı rantabl değil; Yine Denizli cam’da çalışan bir mühendis arkadaş da Şirinköy’de kurulu Denizli Cam Sanayi, Şirinköy’de mevcut olduğu söylenen kuvars yatağı nedeniyle bu bölgede kurulmuşsa da  ihtiyaç duyduğu kuvarsı Şirinköy sahasından değil, Aydın/Çine’den ve diğer ocaklardan Şişe Cam’ın bir iştiraki olan Camiş Madencilik A.Ş’nin yaptığı merkezi ihaleleler yoluyla temin etmektedir, dedi.

NOT 2: 
Yine metalurji mühendisi arkadaş, MTAE’nün bilgi bankasında yer almasa da Babadağ/Karacasu, Tasdelen mevkiinde bir kuvars ocağı mevcuttur ve bu ocak daha rantabıldır, dedi. 
Ayrıca bu ocakta bir vatandaş gayri resmi basit bir işletme ile madeni yerinde kırmakta ve pazarlamaktadır. Resmi bir tahsis söz konusu değildir diye ilave etti.

NOT 3: Sayın Ahmet Aydın Hocam’a:
Denizli Cam’da çalışan mühendis arkadaş, kuvars aramak için boşuna yorulmayın, ben bizim kullandığımız kuvarslardan senin istediğin kadarını (30-40 kg) temin ederim  ve menşeini de bildiririm. Daha sonra ihtiyaç duyacak olursanız bildirdiğim ocaktan gerisini temin edersiniz, sen bana granül büyüklüğünü öğren, yeter, dedi.
Bana granül büyüklüğü önemliyse  (bir aralık dahilinde)  bildirirsen sevinirim. En kısa zamanda elinizde olacak. Saygılar.


31 Mart 2020 Salı


BİLGİ TOPLUMU MU,
YOKSA
“ BAŞKA BİR ŞEY”  TOPLUMU MU?

ÖZET:
Bu makalede çağımız toplumuna ad olarak sıkça kullanılan "bilgi toplumu" kavramının yanlışlığını, bilgi ve toplumsal yapıyı, ihtiyaçları ve üretim ilişkisini, bu arada "artı değer" kavramını yeniden  değerlendirdim.

GİRİŞ:
Son yıllarda “bilgi toplumu” diye bir kavram çok konuşulur oldu. Nedir bilgi toplumu? Yeni bir şey mi? Yoksa “yeni bir şey” diye mi öne çıkarılıyor ve öyle algılıyoruz.
Evet. Son yıllarda çokça konuşulan bilgi toplumu kavramı “yeni bir şey” diye önümüze konuyor ve öyle bilmemiz isteniyor.
Yani, günümüzde dijitalleşmeyi, internetin hayatımıza girmesini, otomasyonu, sensörlerle bazı eşyaları ve makineleri kontrol edebilmemizi ve bunun gibi birçok şeyi yapabilmeyi beceren toplumlara genel olarak “bilgi toplumu” adı verilmektedir.
Bilgi toplumu kavramı, işaret ettiği toplumun niteliğini tam olarak tarif ediyor mu?
Bunun cevabını toplumda üretim biçiminin değiştiği her dönemeçte bilginin üretim sürecindeki yerini belirleyerek vermek en doğrusu olacaktır, diye düşünüyorum.
Bundan daha önce “bilgi” kelimesinin tanımına bir göz atalım.

BİLGİ NEDİR?
Bilgi insanın yaratılış anından itibaren insanın bilincinde yer eden, insanın bedenine ve dış dünyasına ait her şeydir.
Yani bilgi insanla vardır. Hayvanlarda ve bitkilerde bilginin şimdilik olmadığını varsayıyoruz. Ya da çok sığ bir bilgiye sahiptir demekle yetinelim ve bunun ayrıntılı cevabını bilim adamlarına bırakalım. Biz burada entelektüel düzeyde bir tartışma yapıyoruz. Anlattıklarımız bu yönden değerlendirilmelidir.
Bilinç nedir? Bilinç, bilme eylemidir. Organlarımızla aldığımız her türlü duyuya bilerek tepki verme bilinçtir.
Yaratılışı, ister Adem’in yaratılışına ya da insansı canlının oluşmasından başlatalım. Hangi zaman diliminden başlatırsak başlatalım insan yaratılışından (oluşumundan) itibaren bilinçli bir varlıktır.  İnsanın ilk yaratılışı ve evrimi konusunda bazı teoriler vardır. Biz bilginin kısmen bu teorilerden faydalanarak yaratılıştan (ya da oluşmadan), ama daha iyi anlaşılabilmesi için insanın anne karnına düşmesinden ve doğmasından itibaren insanda nasıl oluştuğunu anlamaya çalışacağız.
Türk Dil Kurumuna göre “bilgi” insan aklının erebileceği olgu, gerçek ve ilkelerin bütünü, bili, malumat olarak tarif edilmiştir.
Ya da öğrenme, araştırma veya gözlem yolu ile elde edilen gerçek, malumat, vukuf;
Ya da insan zekâsının çalışması sonucu ortaya çıkan düşünce ürünü, malumat, vukuf.
Ya da ilk sezi durumunda zihnin kavradığı temel düşünceler.
Ya da kişinin veriye yönelttiği anlam olarak anlamlandırılmıştır.
Yani kısaca bilgi her şeydir. Başka bir deyişle bedende ve insanın dışında yani dış dünyada var olan varlık ve meydana gelen olayların insan beyninde meydana getirdiği değişikliktir.
Beyinde oluşan bu değişiklikler, değişikliği meydana getiren varlık ve olaylar, benzer ve benzemeyen özelliklerine göre beyinde sınıflandırılır ve depolanır. İnsan beyni depoladığı bu bilgilere ölünceye kadar yenilerini eklediği gibi, mevcut bilgileri kendi arasında, ya da yeni edinilen bilgilerle karşılaştırıp yeni yeni bilgiler elde edebilir ve bu bilgiler doğrultusunda karşılaştığı varlık ve olaylarla ilgili yeni değerlendirmeler yapabilir. Neden sonuç ilişkileri kurabilir.  Biz buna beynin muhakeme etme yetisi ya da bilgi üretmesi diyoruz.
Ancak bu aşamada konumuz beynin muhakeme etme yetisinden ve bunun anatomik, hücresel, moleküler ve atomik düzeyde nasıl geliştiğini, işlediğini incelemek değil. Bunu belki ileride moleküler tıp konusu geldiğinde entelektüel düzeyde ele alabiliriz.
Tekrar konumuza dönecek ve toparlayacak olursak bilgi, doğduğumuz andan itibaren hatta bazı bilim adamlarına göre anne karnındayken bile duyu organlarımızla ya da düşünerek edinilen ve insan davranışına yön veren her şeydir. Doğduğumuz andan itibaren milyonlarca ses, koku, görüntü vs ile karşılaşıyoruz ve bunları beynimizde depoluyoruz..  Bu bilgileri, her yaşta ve her olay karşısında yeni bilgilerin ışığında değerlendirmeye tabi tutuyoruz ve bunlarla davranışlarımıza yön veriyoruz. Bu yön verme, bireysel olarak ve toplumda oluşan işbölümüne uygun olarak davranışlarımıza yansımaktadır.
Buradan şuraya varmak istiyorum. Bilgi, insanın varoluşundan bu yana varsa ve insan, gelişimini, -evrimle birlikte- her şekilde edindiği yeni yeni bilgilerlerle sağlıyorsa, bilgi insanlığın her zaman diliminde var olmuştur. Yani avcı toplayıcı, tarım, sanayi ve dijital çağ diye isimlendirdiğimiz insan yaşamının evriminde gerçekleştirdiği her sıçramada, her zaman diliminde bilgi vardır ve insan gelişimine biyolojik evrim kadar katkı sağlamıştır.
O zaman “bilgi toplumu” kavramının “günümüzle” ilişkilendirilmesinin bir anlamı kalmıyor.

BİLGİ VE TOPLUM:
Birden çok insanın bir arada yaşadığı topluluklara kısaca toplum diyebiliriz.  Ancak bu tarif biraz eksiktir. Toplum daha çok içinde yaşayan kişi ve kişi topluluklarının ihtiyaçlarına göre yatay ve dikey iş bölümünü gerçekleştirdikleri insan topluluklarını anlatır.
Dikkat edilirse burada yeni bir kavramlarla karşı karşıya kaldık.  “İşbölümü” ve “İhtiyaç”
İhtiyaç,  insan ve toplumun davranışlarına yön veren ana etmenlerden biridir. İhtiyaçların giderilmesinde bilginin ana unsur olduğunu belirtmemiz gerekiyor. Örneğin avcı ve toplayıcı toplum döneminde beslenme ihtiyacı, av hayvanlarının ve bazı bitkilerin bilgisinin oluşmasını sağlamış ve o toplumu tarım toplumuna taşımıştır.
Bu açıklamalardan sonra yaşadığımız zaman diliminde var olan topluma bilgi toplumu diyebilir miyiz? Bu soruya hem evet hem de hayır diye cevap verebiliriz. Evet deriz çünkü bu zaman diliminde de geçmişten gelen bilgilerin birikimi ve yeni bilgilerin edinilmesi sonucunda toplum yaşamını sürdürmektedir. Hayır deriz. Çünkü bilgi yaşam sürecinin her zaman diliminde vardır ve sadece bu çağa ait değildir.  
İnanlık var oldukça yeni bilgilerin edinilmesi kaçınılmazdır. Bilgi bir süreç içinde devamlı olarak oluşmakta ve beynimizde depo edilmektedir. Bunu “öğrenmenin yaşı yoktur” özdeyişi de bir bakıma anlatmaktadır.

İhtiyaçlar:
Maslow’un ihtiyaçların önceliğini anlatan meşhur piramidini her halde hepimiz biliyoruz.
Maslow’un kuramına göre, insanların motivasyonu dış faktörlerden ziyade kişinin kendi ihtiyaçlara dayanmaktadır. Kişinin ihtiyaçları bir hiyerarşi içinde gruplandırılmaktadır. Yani, kişiye dışarıdan gelen ödül veya ceza gibi faktörler, bu kurama göre motivasyon üzerinde çok etkili değildir.
Maslow ihtiyaçları  5 ana kategoriye ayırmaktadır.
1.    Fizyolojik İhtiyaçlar: Beslenme, sağlık, üreme ve buna benzer temel yaşamsal ihtiyaçlar
2.    Güvenlik İhtiyacı: Dış faktörlerden kaynaklı tehlikelerden korunma
3.    Sosyal İhtiyaçlar: Aidiyet, sevgi, kabul görme, sosyal yaşam vb.
4.    Değer Verilme/Saygınlık İhtiyacı: Statü, başarı, itibar, tanınma
5.    Kendini Gerçekleştirme: Gelişim, bir işi başarıyla tamamlama, yaratıcılık

Dikkat edilirse ihtiyaçların bazıları bireysel, bazıları toplum içinde işbölümü ile giderilebilecek niteliktedir. İhtiyaçlar nasıl giderilecektir.  Elbette bir gıdanın, bir giysinin bir konutun vs. gibi ürünlerin üretilmesi ile giderilecektir.  Avcı toplayıcı toplumda bile üretim bilgi ile gerçekleşmiştir. Bir bitkinin ne zaman nerede yetişeceği, ne zaman olgunlaşacağı, zehirli olup olmadığı, neresinin yararlı olup,  neresinin yararlı olmadığı gibi bir sürü bilgi avcı toplayıcı toplumda var olan bir bilgidir. Bireysel de olsa ihtiyaçların daha kolay ve verimli giderilmesinde bilgi kadar işbölümü de önemlidir. İş bölümünün, üretim ilişkisi kavramını beraberinde getirdiği hemen anlaşılacaktır.

Üretim İlişkisi:
Üretim ilişkisi kavramı ile birlikte işbölümü kavramını da biraz açıklamak gerekiyor. Üretim ilişkisi bireysel bir ilişki olabileceği gibi toplumsal bir ilişki içinde de olabilir. İşte üretimin, toplumsal yapı içinde gerçekleşmesi durumunda işbölümünden söz ederiz.
Örneğin bu durum, bir kişinin yalnız kendi başına ve kendi ihtiyacı için ürettiği mal ve hizmetlerde böyledir. Eğer kişi ürettiklerinin bir kısmını kendi, diğer bir kısmını da başkaları için üretiyorsa o zaman iş bölümü içinde üretim yapıyor denir.
İşbölümü bizim konumuz değil. Biz daha çok üretim ilişkilerine yoğunlaşacağız.
Üretim ilişkilerini açıklamadan daha önce de üretim araçlarından söz etmek gerekiyor. Yani bir şeyi üretmek için gerekli olan şeylerden.
Üretmek için öncelikle bir insan davranışına gereksinim vardır. Örneğin bir taş parçasının üretilmesi için o taşın bir kayadan koparılması gerekmektedir. Bu bir insan davranışı sonucunda oluşmakta ve insan bu eyleminde bir zaman ve bir güç harcamaktadır. İşte insanın bir şey üretirken harcadığı zaman ve güce biz ham emek diyoruz. Eğer bu kişi taşın kayadan kopartılması sırasında daha önceden edindiği bir deneyimi yani bilgiyi de kullanmışsa bu emeğe de biz nitelikli emek diyoruz. Kısaca bir insanın bedensel ve fikren üretime yaptığı bu katkıya emek diyoruz. Emek ile emek gücü arasında farkın olduğunu söyleyen Marks gibi bilim adamları da vardır. Marks, emek gücünü, bir insanın bir bütün olarak fiziki kuvveti ile zihinsel yetilerinin toplamıdır, diye tarif ediyor.  Emek ise bir üretim ilişkisinde bu toplamdan ne kadarını ne kadar sürede harcayacağını anlatır. Yani Emek =Zaman*İşgücü

Artı Değer Kavramı  Yanlış mı?
(İşverenin Konumu ve Üretimdeki Yeri)
Üretim ilişkisi içinde bir emek karşılığı üretilen mal ve hizmetin değeri, kuramsal olarak harcanan emeğin yerine konabilmesi için insanın almak zorunda kaldığı beslenmeden tutun, barınma, eğitim, sağlık, varlığını sürdürme vs. gibi tüm ihtiyaçları için ödeyeceği bedeldir.
Marks’ın artı değer teorisine göre zamanla üretim araçlarını bir şekilde ele geçiren işveren, emeğini satın aldığı kişilere emeklerine karşılık ürettikleri değerlerden daha az bir ücret öder. Üretilen ürünün değeri ile emekçiye ödenen ücret arasındaki farka “artı değer” denmektedir.
Artı değerin klasik tanımında işveren’in üretim sürecine katkısı sıfır olarak değerlendirilmektedir. Bence bu iki yönden yanlıştır.
Birincisi her şeyden önce işverenin üretim sürecinde ortaya koyduğu sermayenin kaynağı da emektir. Bir başka anlatımla işverenin üretim aracı olarak ortaya koyduğu sermaye, bir şekilde (tasarruf ederek, bularak, zorla ele geçirerek vs.) ele geçirdiği emeğin/emeklerin karşılığıdır. Yani işveren de üretim sürecine emeklerden oluşan ve adına sermaye denilen bir üretim aracı koymaktadır. Bunun doğal sonucu olarak da üretilen mal ve hizmetten bu değerin karşılığını alması bir hak olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu hakkın varlığı, oranı, miktarı paylaşım sırasında tartışılabilir. Bu ayrı bir meseledir ve toplumun hukuk düzeni ile doğrudan ilişkilidir. Ben burada sermayenin niteliğini tanımlamaya çalıştım.
İkinci olarak işverenin üretim sürecindeki işlevini de sıfıra indirmektedir. Halbuki işverenin üretim sürecinde bir koroyu idare eden şef gibi işin örgütlenmesinde yaptığı organizasyon da zihinsel bir emek olarak ortaya çıkmaktadır. Ayrıca şunu da belirtelim ki üretilecek ürün bilgisinin ve hammadde temininden ürünün satışına dek üretim sürecinin bütün aşamalarına ait bilginin de işverenin bilgisinde olduğu unutulmamalıdır. İşçinin bilgisi ise üretim sürecinin belli bir yönüne ilişkindir ve sınırlıdır. Bu nedenle bütün ekonomi teorilerinde zihinsel emeğin kol emeğinden daha nitelikli olduğu gerçeği herkes tarafından kabul edilmektedir. Hal böyle olunca işverenin elde edilen üründen işçiye göre daha fazla pay alması hakkaniyet gereğidir. Ayrıca az önce belirtilen işverenin ortaya koyduğu emek niteliğindeki sermayenin serbest piyasa ortamında kaybedilmesi riskini de işveren taşımakta, işçinin bu yönde herhangi bir riski bulunmamaktadır.

“BİLGİ TOPLUMU”  KAVRAMI YERİNE
“DİJİTAL ÇAĞ/DİJİTAL TOPLUM” KAVRAMI
Bilgi toplumu adını verdiğim bu makalede üretim ilişkilerini, işbölümünü, ihtiyaç kavramını, emeği ve artı değere de kısaca değindim. Sonuç olarak bir mal ve hizmetin üretiminde bilginin en ilkel toplumdan itibaren en gelişmiş toplumda dahi var olduğunu, "her zaman diliminde var olan" toplumların kendine özgü bilgi toplumu olduğunu, ancak bu bilginin devamlı üretilen, çoğalan bir niteliğinin olduğunu, içinde yaşadığımız zaman diliminde bu bilginin (marjinal) seviyeye ulaştığını ancak bilginin oluşmasının daha hızlı bir şekilde devam ettiğini ve insanlığın var olduğu sürece kesintisiz ve daha da hızlanarak (ivmelenerek) devam edeceğini söyleyebiliriz. Bir başka deyişle “insan varlığı” sürdükçe bilginin de var olacağı, daha da gelişerek kesintisiz ve sonsuz bir şekilde var olmaya devam edeceğini söyleyebiliriz.
Özet olarak “bilgi toplumu” kavramı çok yerinde bir kavram değildir. Bunun yerine bilginin işlenmesinde, iletilmesinde, muhafazasında kullanılan sayısal teknolojiyi ve teknolojik araçların niteliğine bakarak toplumun çağımızda geldiği noktayı tanımlama daha doğru olacaktır diye düşünüyorum.
Örneğin bilgisayar ortamında bilgi “sayısal” olarak saklanır, sayısal olarak iletilir, sayısal olarak işlenir. Bu nedenle sayısalın karşılığı olarak İngilizce DİJİTAL kelimesinin kullanılması daha uygun olacaktır.
Türk Dil kurumuna göre  dijitalin karşılığı  “sayısal”dır.
Yabancı dillerde de  dijitalin karşılığı  olarak çoğunlukla “sayısal” kelimesi kullanılmaktadır.
Bilgi karşılığı olarak ise data, knowledge, information kelimeleri yeğlenmiştir.
Bilginin ne alama geldiğini ise yukarıda açıklamıştım.
Dolayısıyla bilgi çağı, bilgi toplumu kelimeleri dijital çağ, ya da dijital toplum kavramlarını tam karşılamamaktadır.
Zaten dünyanın çoğu ülkesinde de bilim adamları “dijital” kelimesini kullanmayı yeğlemektedir.

26 Mart 2020 Perşembe


FELSEFE NEDİR?
(Değer Felsefesi)

Felsefe Nedir?

Felsefe çocukça bir şeydir. Çocuk, çevresindeki nesne ve olayları nasıl sorguluyor ve öğrenmeye çalışıyorsa filozoflar da varlığa, hayata ve daha bir çok konuya ilişkin sorular sorar ve sorulara düşünme yöntemlerini kullanarak cevaplar arar.
Felsefe kısaca  sorma ve cevap arama eyleminin adıdır.
Kelime Anlamı:
Türk Dil kurumu’na göre “Felsefe” varlığın ve bilginin bilimsel araştırılmasıdır.
Bir başka deyişle “var olanların varlığı, kaynağı, anlamı ve nedeni üzerine düşünme ve bilginin bilimsel olarak araştırılması” felsefenin konusunu oluşturmaktadır.
Kısaca düşünce yöntemleri ile olay ve varlıkların varoluş ve niteliklerini açıklama, bilgi üretmedir.
Felsefe, insan yaşamını ve dünyayı, insan aklıyla açıklamaya çalışan bir düşünsel etkinliktir.
Kökeni:
Kelime, antik Yunancadan Arapçaya, oradan da Türkçeye geçmiştir.
Kelimenin Yunanca aslı “philosophia” dır.
Ancak felsefenin amacı sadece kuramsal bilgi elde etmek değil, aynı zamanda akıllıca davranmak, erdemli olmak, aşırılıklardan kaçınmak, doğru davranışlarda bulunmamızı sağlamak ve ahlaklı yaşamanın yollarını da öğretmektir.  
Nitekim felsefenin ilk ortaya çıktığı yer sayılan antik Yunan’da bilgi ile ahlak arasında kurulan sıkı bir ilişki vardır. 
Yani felsefe, sağlam bilgiler edinme çabası kadar; doğru, mutlu ve ahlaklı yaşama çabasıdır da aynı zamanda.

FİLOZOF NEDİR, KİMDİR?

 Filozof, mutlak doğruları bildiğini, onlara tam olarak ulaştığını iddia eden kimse değil, aksine sürekli olarak bilgiyi arayan, ona ulaşmak isteyen kimsedir.
Filozofun beyninde kuşku ve şüphe vardır
Bu anlamda filozofu; edindiği bilgileri yetersiz/şüpheli bulan, sürekli soru soran ve bu sorulara düşünme yöntemlerini kullanarak cevap arayan bir kimse olarak tanımlayabiliriz.
Soru ve cevapların sonsuzluğu göz önünde tutulduğunda felsefe bir hedefe ulaşmış olmaktan ziyade bir süreç, yani “yolda olmak” tır.
Dolayısıyla felsefede soru sormak ve sorgulamak, o soruya kesin bir cevap bulmaktan çok daha önemlidir.

FELSEFE HANGİ KONULARLA İLGİLENİR?

Peki, felsefe ne tür sorular sorar? Neye cevap arar?
Felsefe, her konuyla ilgilenir.  Her şey hakkında soru sorar, sorulara cevap arar.
Felsefe, ilgilendiği konular kapsamında siyasete, sosyolojiye, edebiyata, hatta matematiğe ve doğa bilimlerine yol göstermiş, büyük katkılar yapmıştır.
Örneğin kürtaj, idam cezası, çevrecilik, işkence gibi bugünün dünyasında tartışılan birçok önemli tartışma konusu kökenini felsefeden almıştır.
Felsefe ve bilim arasında da çok yakın bir ilişki bulunur.
Felsefe kendisi bir bilim olmamasına rağmen sorduğu sorulara verdiği cevaplarla bütün bilimlere temel olmuştur.
Bir anlamda felsefe tüm bilimlerin anası sayılır. Örneğin fen bilimleri dediğimiz bilimlerin kökeni büyük ölçüde “doğa felsefesi” dediğimiz felsefe türüne dayanırken; birçok sosyal bilim alanının temelinde de felsefe yatar.

DEĞER FELSEFESİ
Her şeyin, felsefenin konusu olabileceğini yukarıda söyledik. Ama genel bir sınıflandırma yapacak olursak bilim felsefesi, ahlak felsefesi (etik), sanat felsefesi (estetik), değer felsefesi gibi konular en çok tartışılan felsefe konuları olmuştur.
Biz bu makalede “değer” felsefesini ele alacağız. Yani değer nedir sorusuna cevap arayacağız.
Türk Dil Kurumu’na göre çeşitli değer tanımları yapılmıştır. Ancak bunlardan en önemlisi “yararlı nitelikleri olan nesne/insan”  şeklinde  yapılan “değer” tanımıdır.
Görüldüğü gibi değer kavramı bir nesne ya da bir insan üzerinden tanımlanmaya çalışılmıştır. Nesne/insan üzerinde tanımlanan kavram “FAYDA” kavramıdır. Buradan yola çıkarak “bir şey faydalı ise o değerlidir,” denilebilir.
Başka bir deyişle fayda eşittir değer de diyebiliriz.
O zaman “fayda” nedir bu kavramı da biraz incelemek gerekir.
Biz neye faydalı, neye  faydasız diyoruz.
Buna kısaca insan yaşamını kolaylaştıran ya da  ona haz veren insan, eşya, olay, etkinliktir, diyebiliriz.
Yukarıda değinildiği gibi toplumsal yaşam içerisinde aşağıdaki alanlarda farklı değer sistemleri  ortaya çıkmıştır. Ekonomi alanında “maddî” değer sistemi, sanatsal etkinlikler ve ürünler alanında “estetik” değer sistemi ve insan davranışları alanında “ahlaki (etik)” değer sistemi gibi alanları sayabiliriz.
Biz bu alanlarda yaratılan değerleri nasıl tanımlıyoruz. Nasıl ölçüyoruz. Biraz da buna bakalım

YARGI
Yargı, bir kişi, bir toplum, bir olay ya da bir nesne hakkında “değerin varlığı, yokluğu ya da azlığı çokluğu yönünden bir düşünceye sahip olmaktır.
ÖNYARGI (Subjektif Değer Yargısı):
Önyargı ise bir kişi, bir toplum, bir olay ya da bir nesne hakkında herhangi bir araştırma ve inceleme yapmadan yüzeysel ve anlık edinilen bilgilerden ya da 3. kişilerden duyulan duyumlardan yola çıkılarak o kişi, toplum, olay ya da nesne hakkında “değer” yönünden bir düşünceye sahip olmaktır.
Önyargının oluşmasında kişinin daha önce çocukluğundan bu yana içinde yaşadığı toplumun ürettiği her şey ama her şey etkilidir. Bu her şeyin içinde başarılarımız karşısında aldığımız övgüler, başarısızlıklarımız karşısında duyduğumuz yergiler, aşağılamalar, şiddet vs. gibi her şey vardır.
Önyargı adından da anlaşılacağı gibi bir yargı, yani sonuç bildiren bir cümle içerir.
Yargılama:
Yargılama, bir davranışın, bir durumun  (bu davranış bir düşünce açıklaması da olabilir) bir başka değer yargısı ile eşleşmesi ya da eşleşmemesi ile kendini ortaya koyar. Örneğin bir resmin güzel ya da çirkin olduğunu söylemek, daha önceden resimler konusunda çocukluğumuzdan bu yana edindiğimiz güzel ve çirkin kavramlarıyla (değer yargılarıyla) eşleşip eşleşmemesine bağlı olarak değişir. Resim, edindiğimiz “güzel” kavramıyla eşleşmişse o resme biz “güzel” eşleşmemişse “çirkin” diyoruz. İşte zihnimizin yaptığı bu işleme “yargılama” diyoruz.
Bir kişi yaşamı boyunca içinde yaşadığı toplumdan edindiği bilgiler ışığında bir başkasının güzel dediğine çirkin; çirkin dediğine de güzel diyebilir ve bu yargısına bir değer ölçüsü de katabilir. Yani az çirkin, çok güzel vs. gibi değerler verebilir. 
Adalet mekanizması içinde de hakim bir yargıya (karara) varırken  örneğin bir kişinin suçlu olup olmadığına karar verirken bu kararı vermeden önce yargılama yapacak,  o kişinin davranışının ceza kanunda tarif edilen (bir değer yargısı olarak tanımlanan) suç tipi ile eşleşip eşleşmediğine bakacaktır. Eşleşmişse bu kişiyi suçlu ilan edip mahkum edecek, eşleşmemişse suçsuzluğunu belirtip beraat ettirecektir. Sonuçta hakim  yargılama sonucunda bir yargıya varacak ve bu yargı, karar olarak ortaya çıkacaktır.
Dikkat edilirse burada hakimin yargılama sırasında kullandığı kural da toplumsal (yasama organından yasa olarak çıkmış) bir önyargı sonucu oluşmuş  ve kişinin davranışı bu önyargılar karşısında değerlendirilmiştir.
Toplumsal önyargılar için örnek vermek gerekirse bazı toplumlarda çocuk yaşta evlilikler kabul görmekte iken bazı toplumlarda bu davranış suç teşkil etmekte ve cezalandırılmaktadır.
Kişisel bir önyargı ne kadar doğru! ya da yanlış! olabilir? Bu, kişinin önyargısının toplumsal önyargı ile ne derecede örtüşüp örtüşmediği ile ilgilidir. Toplumda genel kabul görmüş bir ön yargı ile örtüştüğü derecede kişisel ön yargı doğru ya da yanlış (güzel-çirkin vs) kabul edilecektir.
Ancak toplumun çoğunun değer yargısı nesnellikle bağdaşmayabilir. Bugün biyoloji ve psikoloji bilimi çocuk yaşta evliliği kabul etmemektedir. 
Yine tarihte Galile’nin “dünya dönüyor”  şeklindeki nesnel yargısı, o dönemin çoğunluğunun  değer yargıları karşısında yalnız kalmış ve Galile toplumdan dışlanmıştır. 
Görüldüğü gibi değer yargıları 2*2=4 eder gibi pozitif bilimlere ait olduğunda biz bu önermelere nesnel yargılar ya da “yasa” diyoruz. Örneğin fizikte yer çekimi yasası gibi.
NESNEL DEĞER YARGILARI:
Önyargılar konusunda bu anlatımlardan sonra akla şu soru gelecektir. Kişiden kişiye, toplumdan topluma, zamana ve mekana bağlı olarak değişmeyen, doğa bilimlerinde olduğu gibi nesnel nitelikte (yani kişiden kişiye, toplumdan topluma değişmeyen) kişisel ya da toplumsal değer yargıları var mıdır?
Buna insanlığın geldiği bugünkü aşamada “evet” diye cevap veriyoruz. Davranış ve toplum bilimleri adını verdiğimiz bilim dallarında yapılan çalışmalarda kişiden kişiye, toplumdan topluma değişmeyen değer yargılarına ulaşılmıştır.
Burada çokça görülen bir yanlışlamadan  söz etmek istiyorum. Sosyal bilimlerde sonuca etki eden değişkenlerin çokluğu ve hesap edilememesi sanki bu bilimlerde üretilen değer yargılarının  subjektif unsurlar içerdiği gibi bir sonuç ortaya koymaktadır.
Bu sonuç, değişkenlerin çokluğundan ve bazı değişkenlerin hesaplamalara dahil edilmemesinden kaynaklanmaktadır.
Buradan şuraya varmak istiyorum.
Değişkenlerin çokluğu ve hesaplara dahil edilmemesinden ne anlıyoruz?
Bu noktada rahmetli Uğur Mumcu’nun “bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz” önermesine dikkat çekmek istiyorum.
Burada yukarıda değişken adını verdiğim şey “bilgi”dir. Biz bir şeyi değerlendirirken o şey ile ilgili hangi bilgilere sahibiz. Fizikte ya da matematikte bir problemi çözerken eldeki verilerden yola çıkarız. Bu verilerin bazıları sabit, bazıları değişken, bazıları bilinen, bazıları da bilinenlerden yola çıkılarak elde edilen verilerdir.
İşte bir kişiyi, bir toplumu değerlendirirken de biz bazı verilere sahip olmalıyız ki bu verileri yerli yerine koyarak doğru bir sonuca ulaşabilelim, doğru bir değerlendirmede bulunabilelim. Yani o kişi hakkında iyidir, kötüdür gibi bir değer yargısı oluşturabilelim. Yoksa bu veriler olmadan nasıl bir problemi çözemezsek ya da yanlış sonuçlara ulaşırsak,  yeterli ve doğru veriler olmadan bir kişi hakkında varacağımız değer yargısı da yanlış bir değerlendirme olacak, bir başka deyişle ön yargı olmaktan öteye gitmeyecektir.

DEĞER YARGILARI NEDEN ÖNEMLİDİR.
Değer yargıları, ilişki kurduğumuz insan ya da topluluklar karşısında bireyin davranışlarına yön verir. Önyargılarla davrandığımızda vardığımız yargı yanlış ya da doğru olabilir. Bunu önceden bilmemiz mümkün değildir. Ancak önyargının yanlış çıkması karşısında istemediğimiz olaylarla karşılaşmamız mümkündür. Nesnel yargıları ise önceden biliriz ve davranışımızı bu değerlendirmeye göre yaparız. Yani önümüzü görerek, bilerek  doğru (veya yanlış) davranışta bulunuruz.
Önyargılar siyasette de önemlidir. Bir siyasi partinin söylemleri  toplumun önyargılarıyla örtüştüğü derecede karşılık bulacak ve onu iktidara taşıyacaktır.

  KÜRT MESELESİ: Değerli arkadaşlar, 23 Eylül 2023 tarihinde “milliyetçi muhafazakar” görüşlerinin olduğunu bildiğim bir arkadaşımın “Yı...